30 Aralık 2009 Çarşamba

teşekkür

İçinde yaşadığım bu güzel dünya için

Başımı kaldırdığımda beni kucaklayan sonsuz gökyüzü için,
Bir işim
Ve bir evim olduğu için,
Masamdaki ekmek
Ve kitaplarım için,
Kendimi bulma yolunda karşıma çıkan bilge insanlar için,
Her zaman arkamda olan, beni destekleyen, beni ben yapan annemle babam için

Hayatımdaki en büyük zenginlikler olan kardeşlerim için

Olmayan erkek kardeşimin yerini dolduran bu yakışıklı için

Bu melek için
Bana sevmeyi, ait olmanın ayrıcalığını öğreten ailem için

Beni olduğum gibi kabul eden, düşlerimi paylaşan eşim içinResim Ekle
Bana köpek gibi sevmenin ne demek olduğunu öğreten oğlum için
Kısmetim, zeytin gözlü kızım için

Ve en çok da bu mucize için

Tanrım sana binlerce kez şükürler olsun...
Ben çok zengin bir insanım. Biten yılın ardından hesap kitapların, yeni yıl içinse plan ve programların yapıldığı şu günlerde benim tek isteğim, sevdiklerimin sağlıklı ve mutlu olması.
Başka hiç birşey istemem...

28 Aralık 2009 Pazartesi

anne olmak...

Anne olmak,
Bir yandan tüm dünyaya karşı duracak kadar güçlü olmak,
Bir yandan da bir minicik virüs yüzünden çaresiz kalmak demek
Anne olmak,
Bu devasa güç ile bu korkunç çaresizlik arasında anlatılmaz bir ikilem demek
Kendine rağmen hatta kendine karşı yaşamak demek anne olmak
Sürekli gözünün pınarında düşmeye hazır bir damlayla yaşamak
Derinin sinir uçlarını açıkta bırakacak kadar incelmesi demek
Anne olmak,
Onun yediği kadar doymak
Düştüğünde ondan çok acı çekmek demek
Bir yanının hep yarım kalması
Bir başkasının geleceğini düşlemek demek
Yaşamın anlamını kavrayıp
Sırf onun için, onun büyüdüğünü görmek için yaşamak istemek demek
Paranoyanın zirvesine tırmanıp
Görünmez düşmanlara savaş açmak,
Estetik duygusunu yitirip başka herşeye körleşmek
En iyinin, en güzelin o olması demek
İçinden çılgınca herşeyi onun için yapmak gelirken
Öğrenmesi için geride durabilmek demek
Kabul etmek demek karşına en kötüsü çıksa bile
Anne olmak,
Kalıcı bir delilik halinde kaybolmak
Bir daha asla eskisi gibi olamamak
Gözünün hiç birşeyi görmemesi demek
Tek bir ortak paydada buluşup
Dünya nüfusunun dörtte biriyle aynı dili konuşmak demek...
Not: Anneme ve dünyanın tüm annelerine ithafen yazılmıştır.

20 Aralık 2009 Pazar

ahhh şimdi...

Şimdi içinde bana ne istersem verecek yakışıklı cinin yaşadığı sihirli bir lambam ya da sihirli deyneğini sallayıp düşleri gerçekleştiren tombiş bir perim olsaydı... Ne isterdim? Önceden anlaşalım hayal benim hayalim, sayı yok, sınırlama yok, canımın istediği herşeyi dileyebilirim:
- Bölünmek isterdim. Nasıl mı? Şimdi sabah kalkınca amipler gibi bölüneyim, bir Umur, iki Umur, üç Umur... Biri işe gidip para kazansın, öteki oturup kitap çevirilerini yapsın, bir başkası ev işleriyle yemeği halletsin, bir Umur kütüphaneye gidip tezi bitirsin, hatta biri de uyumaya devam edip ötekiler için dinlensin. Ben de bütün gün Ada ile takılayım, ana kız ışınlanıp Peru'daki tapınaklara tırmanalım, oyun oynayalım... Sonra gece olunca bütün Umurlar gelip birleşsinler yine. O şahane bütünlük duygusuyla güzel güzel uyuyayım...
- Tabii ki ışınlanmak isterdim. Hani varsa bir yerlerde bu konuyla ilgili deney falan yapan bir bilimadamı kendisine sesleniyorum: Ben kobay olmaya gönüllüyüm, gelin beni alın. Şimdi düşünün: Gözlerinizi kapatıyorsunuz hoooop istediğiniz yerdesiniz. Trafik derdi yok, bilet alma, bavul hazırlama derdi yok, saatlerce süren yolculuk yok, vize yok... Her yeri gezeyim... Bugün Amazon Ormanları, yarın Kamboçya, gelecek hafta canım nereye isterse...
- Dünyanın bütün kütüphaneleri beni fahri üye ilan etsin. Hatta okumak istediğim kitapları bizim eve göndersin. Ben okudukça iade ederim...
- Zaman satan bir yer bulayım. Ver bana beş saat diyeyim beş saat versinler. Hatta sık sık kampanya olsun bu dükkanda. Bir alana beş versinler. Beş saat alınca 25 saatim olsun...
- En yakın arkadaşım, Gabriel Garcia Marquez olsun. Ben ona yemek pişireyim o bana anlatsın, anlatsın, anlatsın. Bir sonraki kitabının adı Umur'a Mektuplar ya da Umur'lu bir şey olsun.
- Bütün dilleri bileyim... Matrix'deki gibi kafama bir USB kablosu takayım, ne istersem beynime yükleyeyim... Mesela çok iyi bir eskrimci olayım, bilgisayarda iki tuşa dokunup her aradığımı bulayım...
- Zamanda yolculuk edeyim. Gözlerimi kapayayım hooop Mozart'ın yanında açayım. Yeni operası için birlikte libretto yazalım. O bana yardımlarım için teşekkür ederken ben yeniden kapayayım gözlerimi bu dinazorlar neden yok oldu anlamak için taa insanın olmadığı zamanlara gideyim... William Blake ve Lord Byron'la da tanışmak isterim. Bir de Dostoyevski, Cesare Pavese, John Milton, Shakespeare, Schopenhauer, Nietzsche, Van Gogh, El Greco, Leonardo da Vinci... Ortaçağ şövalyeleri ile at bineyim dıgıdık dıgıdık... Benim de kabarık etekli elbiselerim olsun (korse giymem)... Mayalarla İnkaların, dağların tepesine o tapınakları nasıl yaptıklarını seyredeyim...
- Sonra hayvanların dilinden anlamak, onlarla konuşmak isterim. Efe ve Maya ile otursak mesela sorsam onlara yavrularım ne düşünüyorsunuz, var mı bir sıkıntınız? Onlar da anlatsalar ne olacak bu dünyanın hali...
- Limiti limitsiz olan bir kredi kartım olsun. Dünyanın dört bir yanında, tarihin her anında geçerli olsun. Geri ödemesi olmasın... Ooo Umur Hanım, size hizmet etmek bizim için zaten çok büyük bir şeref, ödeme yapmanıza gerek yok desin bankadakiler... Bir daha parayla, hesap kitapla hiç işim olmasın...
- Bana bir ada versinler, üzerine de bir ev yapsınlar, orada yaşayayım. Ama adada böcek falan olmasın korkarım... İnsanlar da olmasın. Sadece sevdiklerim... Biraz kafamı dinleyeyim...
....
Not: Çaktırmayın ben bu haftasonu nöbetteyim. İş başında hayal kurulur mu demeyin... Kurulur, hatta kurulması gerekir. Hayal kurmak iyidir. İnsan, kendini çok iyi hissediyor... Haydi siz de kurun... Bakayım siz neler isteyeceksiniz? Hem kimbilir lambadaki cinle, tombiş peri gelmezse Noel Baba gelir... Noel Baba, yukarıdakilerin hepsi şart değil, birkaçı da olur...
Ada'ya not: Adacığım, yukarıdaki resim Gabo amcanın. Hani doğmadan önce sana kitaplarını okuduğum amca. İnşallah yakında bizim eve sık sık uğrayacak...

18 Aralık 2009 Cuma

hediyelerimiz geldi :)

Yeni yılın ilk hediyelerini aldık biz. Ada'ya Montessori Grubu'ndaki çekilişten, bana da sevgili Füsun'un düzenlediği çekilişten... Büyük bir şans eseri ikisi aynı anda geldiler. Benimki önce gelse bütün paketlerin, hediyelerin kendisi için olduğunu düşünen bizim minik cadı ne yapardı bilmem... Benim hediyem, İzmir'den sevgili Filiz'den, Ada'nınki de Kocaeli'nden Füsun ve dünya tatlısı Defne'den geldi. Şu paketlerin güzelliğine bakar mısınız....

Hediyelerimiz geldiğinde Ada uyuduğundan resimlerini çekebildim. Küçükhanım uyandığında bir heyecan koşturdu odasına... Ve çılgınca bir mutluluk... Bazen onunla birlikte yeniden çocuk olmayı öyle çok istiyorum ki...

Sevgili Füsun, öyle güzel bir paket hazırlamış ki Ada için. Ona bu muhteşem özeni ve duyarlılığı için sonsuz teşekkürlerimi ve kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum. Hemen kitabımızı okuduk. Buradan herkese öneriyorum bu kitabı... Anne, tilkinin yavru tilkiye sevginin nasıl birşey olduğunu açıkladığı harika bir kitap... Puzzle, zaten çok güzel. İki gündür Ada'nın elinden düşmüyor. Daha önce hiç geometrik biçimlerin olduğu bir puzzle almamıştım ona. Yanlış yaptığımı anladım... Şimdiden hepsini yapıyor Ada....

Ama bu kart, bu kart çok özel... Öylesine paha biçilmez ki benim için. Bu, birinin oturup benim için, Ada için emek vermesi, zaman harcaması, bizi düşünmesi ve sevmesi demek... Ada, büyüyene kadar ben saklayacağım bu kartı. Sonra da o saklayacaktır eminim... Nasılsa Defne ile Ada, o zamana kadar çoktan tanışmış ve iki iyi arkadaş olmuş olurlar...
Benim hediyem mi? O da öyle narin ve güzel ki... Sevgili Filiz, inceliğin, kartın, yazdıkların beni öylesine mutlu etti ki nasıl anlatsam...
Ben, bu armağanları birer bağ gibi görüyorum. Bu sayede üç farklı kentte dört kişi ile çok özel bağlar kurdum. Benim için dünyalara bedel...
Böyle başlayan bir yıl, eminim harika geçecektir...

15 Aralık 2009 Salı

hediyelerimiz ve adaloglar 2

Efendim bir heyecan hediyelerimizi aldık, Ada ile paketledik (anne, sonradan o paketleri hiç beğenmeyip tekrar yaptı) kargoya verdik. Arkasından bay bay yaptık.

Ada, önce hediyelerin onun için olduğunu düşündü ve neden paket açmak yerine paket yaptığımıza pek bir şaşırdı. Ama sonra durumu açıklayınca çok hoşuna gitti. Arda'ya kucak dolusu sevgilerini gönderdi... Ardacığım, bu video senin için.

video
Bu arada Ada, son zamanlarda konuşmayla ilgili büyük bir ilerleme kaydetti. Şimdiye kadar o kıvırcık kafasında biriktirdiklerini sular seller gibi döktürmeye başladı. Bugün şaşkınlıktan çenemi düşüren iki Adalogu yazmam gerek.
Verdiğimiz siparişi getiren ağbi, her kapı çalanı büyük bir çoşkuyla havlayarak karşılayan Efe hızla üzerine koşunca biraz çekindi. Aslında bizi ve Efe'yi tanımasına rağmen boş bir anına geldi sanırım. Bunu gören Ada, koşup duruma el koydu:
- Abi koykma
Sonra Efe'ye buyurdu küçükhanım:
- Efe, şuş otuy.
Ve benim lafımı dinlemeyen on kiloluk canavar, Ada'nın yanına gelip kös kös oturdu...
Akşamsa Efemiz, küçük bir alerji krizi yaşadı yine. Köpeklerin sağlık sorunları sahiplerine benzermiş. Güzel oğlum da benim gibi alerjik bir bünyeye sahip. Bu krizler, ne olduğunu anlamadığı için onu pek korkutur. Biz Efe'yi sakinleştirmeye çalışırken bizim cadı koşup gene müdahil oldu olaya.
Efe'nin önüne diz çöküp oturdu:
- Ada buyda dedi. Sonra uzatıp minicik elini kardeşinin başını okşadı. Efemiz de onca korkmuş olmasına karşın uzanıp Ada'nın elini yaladı.
Gözlerim doldu. Ne ara Efe'yi sahiplenip varlığıyla koruyacak kadar büyüdü benim kızım bilemedim...

13 Aralık 2009 Pazar

noel ağacımız

Bu yıl noel ağacımızı ben süsledim...
Annem, ağacımızı ve süslerimizi kutudan çıkarınca sevinç çığlıkları attım önce. Sonra annem, süsleri ağaca nasıl takacağımı gösterdi. Ben de sepetin içindeki süsleri teker teker alıp ağacımıza taktım.

Babam da rengarenk ışıklar taktı. Fişe takılınca rengarenk oluyor ağacımız. Ama elektrik varken ağaca dokunulmaz. Asla...

Annem dedi ki bu şimdiye kadar gördüğü en güzel noel ağacıymış. Çünkü ben süsledim. Siz de beğendiniz mi?

Ağaç süsleme işi pek yordu beni. Efeciğim de yorulmuştu. Biz de sarıldık birbirimize, güzel güzel uyuduk...

9 Aralık 2009 Çarşamba

çakma kum havuzu

Saat gece yarısını çoktan geçmiş, nöbetten yeni dönmüşüm. Ama yatıp uyumak yerine hemen video ve fotoğrafları eklemem, sayfayı yenilemem lazım. Neden? Çünkü biz de aktivite yaptık, hem de çok eğlendik.
Hayatta kıskanç bir insan olmadım ben. Tabii ki kıskandığım bir kaç kişi var: Mesela Orhan Pamuk. Keşke benim de onun gibi tek yapmam gereken okumak, araştırmak ve yazmak olsaydı. Bir de Gabriel Garcia Marquez ve Umberto Eco ile şöyle uzun uzun sohbet etme şansını yakalamış insanlar... Gabo'yla oturup sabaha kadar laflasaydık... Bana Yüzyıllık Yalnızlığı nasıl yazdığını, Kolombiya'daki olaylarla ilgili düşüncelerini anlatsaydı. Hatta başka yazarların dedikodusunu yapsaydık... Ah ah...
Nereden nereye... Neyse biz konumuza dönelim. Ben bu aktivite üreten ve yapan anneleri de pek kıskanıyordum uzun zamandır. Sonra kıskanmakla elimize birşey geçmez, artık harekete geçme zamanı deyip çakma kum havuzumuzu yaptık. Sevgili Füsun'a bize ilham verdiği için buradan kucak dolusu sevgiler gönderiyoruz. Kendisi, benim favori annelerimden biridir.
Ada, pek sevdi kum havuzunu. Fakat biz, resim çizmek yerine, işi biraz da bilimsel aktiviteye dönüştürdük. Sevgili kızıma bir küçük değirmen alıp bu vesileyle hareket yasaları ve enerji konusunda da bilgi verdim. O beni pek umursamayıp bir yandan BabyTV izledi bir yandan da küreğiyle kum doldurdu. Ama ben onu bilirim, kesin söylediklerim o iki kulağı arasındaki recorder'a kaydedilmiştir.

Aktivitemizi gururla sunarız efendim...

video
Not: Çakma kum havuzu yapacaklara yere mutlaka birşeyler sermeleri şiddetle önerilir. İlkinde heyecandan sermemiştik. Evimizi temizlememiz hayli uzun sürdü.

30 Kasım 2009 Pazartesi

ben ada hanım nasılım

İkinci doğumgünümü geride bıraktığım şu günlerde biraz bet, biraz aksi, pek bir ben-merkezci ama şirin mi şirinim.
Boyum 90 cm (yüzde 75'lik dilimde), kilom da 12.2 kg (yüzde 50'lik dilimde).
Yoğurt yemem, kırmızı eti sevmem, hele kıyma asla... Süt, çorba, balık, dolma, pilav, tavuk, makarna, omlet, kaşar peyniri ve meyveye hayır demem. Bir de kızarmış ekmek. Bir yaşından bu yana çatalım ve kaşığımla kendi kendime yemeğimi yiyorum. Artık yumurtamı da kendi bıçağımla ben kendim kesiyorum.
Bir sıkıntım yoksa, oram buram ağrımıyorsa geceleri güzel güzel uyurum.
Bu yaz anneannemin çabaları sonucu beze veda ettim. Şimdi rengarenk iç çamaşırlarım var.

Ellerimi pek güzel kullanabilirim. Bir yaşından bu yana makasla kağıt kesebiliyor, büyükler için kitapların incecik sayfalarını dikkatli dikkatli çevirebiliyorum.
Pek bir düzenliyim. Yamuk yumuk şeylere gelemem. Oyuncaklarımı da toplarım, tabi canım isterse. Yoksa bırakırım dağınık kalsınlar.
Benim de kendime göre iyi ve kötü kıstaslarım var. Bu iyi, bu kötü diye düşüncemi hemen beyan ederim...
Çok titizim. Alır elime bezi pırıl pırıl yaparım her yeri.

Gürültücüyüm. Yeni birşeyler gördüğümde, heyecanlandığımda, mutlu olduğumda çığlık çığlığa bağırırım. Ama öyle bağıra çağıra ağlamam hiç. Sessiz sessiz, yanaklarımdan aşağı kocaman kocaman taneler dökerek ağlarım. Böylesi çok daha etkili, deneyin göreceksiniz.
Duygusalım.
Biraz mesafeliyim. Önce uzaktan bakar, sonra yaklaşırım.
Zor arkadaş edinir, ama arkadaşlarımı çok severim.
Pek güzel resim yaparım. İtinayla orayı burayı boyarım.
Kitaplarımı en az oyuncaklarım kadar severim. Annem bana, ben anneme kitap okuruz hep.

Kimse bana zorla birşey yaptıramaz. Ancak ben istersem yaparım. Ama yine de bazen beni doktora götürüyorlar. Bir de üstümü başımı çıkarıyorlar doktorun yanında.
Denize, havuza, kısacası suyla ilgili herşeye aşığım. Bıraksalar balık olur denizde yaşarım. Evde de pantolonumun üzerine mayomu, deniz gözlüğümle şapkamı takar öyle dolaşırım.
Evimi, odamı çok severim. Hiç evden çıkmadan yaşayabilirim. Arada parka, top havuzuna ve denize gitmek için evden çıkılabilir... Bu arada kendi evimizle anneannemin evi dışında hiçbir yerde uyuyamam.
Çantaları, şapkaları ve ayakkabıları çok severim. Kokoşum...

Artık herşeyi kendi başıma yapmak istiyorum. Bazen de yapamayıp kızıyorum. Annem beni kucağına alsın istiyorum sonra da kendi ayaklarımın üstündeyken daha iyiydi diye düşünüyorum. Bazen ne istediğimi kendim de bilmiyorum. Bu aralar biraz kafam karışık.
Ben Ada hanım, işte böyleyim şu sıralar.
Not: Resimler, bu kez ailemle kutladığımız doğumgünü partisinden. Tam da partinin olduğu gün hastalandığım için pek eğlenemedim. Ama gene de çok mutlu oldum. Bu sene ki kutlamalar, iki hafta sürdü. Gelecek yıl üç hafta kutlayacağız. Hala herşeyin üzerine mum yakıp "iyi ki, iyi ki" şarkısı söylüyoruz. Artık 40 yaşında da 40 hafta süren kutlamalar yaparız dedi annem. Yuppiiii

24 Kasım 2009 Salı

nice yıllara minik meleğim

video


Nice yıllara minik meleğim...
Tam iki yıldır seninle uyuyup seninle uyanıyor, seninle nefes alıp seninle büyüyorum...
Senin yediğin kadar doyuyor, seninle birlikte öğreniyorum...
Senin canın acıdığında benim ki daha çok yanıyor...
Artık iki yaşındasın. Bir yılda ne çok şey başardın, ne çok şey öğrendin...
Öyle duygusal, öyle içten, öyle merhamet dolusun... Hayvanlara, bitkilere, senden küçüklere gösterdiğin sevgi, öyle derin ki bilgeliğin insanı şaşırtıyor.
Annelik, bir tür delilik hali... Söylediğin her kelime, gözünün her bir ışıltısı, yemek yerken çıkardığın şapırtı, sevincin, mutluluk çığlıkların, kısacası sana dair herşey beni büyülüyor...
Dünyayı senin gözünden görebilmek için neler vermezdim...
Benim kızım olduğun için, beni annen seçtiğin için sana sonsuz teşekkür ediyorum...
Benim hasır kirpikli, elma yanaklı kızım,
Hayatın hep bereketli, hep uğurlu olsun... Aldığın her nefes çiçek kokulu, ağzındaki her lokma bal kaymak, dokunduğun herşey yumuşacık olsun... Güzellik sarsın dört yanını... İçinden geçirdiğin her dilek gerçekleşsin... Çirkinlik, kötülük, hastalık hiç uğramasın yanına... Canın hiç acımasın... Herşey, hep gönlünce olsun...
Ben, hep yanında ve arkanda olacağım...

20 Kasım 2009 Cuma

kardeşim benim....

Ben, kadınların çoğunlukta ve etkin olduğu anaerkil bir aileden geliyorum... Benim ailemdeki kadınlar, duygularını saklamaz, olanca şiddetiyle yaşarlar... Sevgileri de öfkeleri de büyüktür... Hepsi çalışkandır, onlar için imkansız yoktur. Hani tuttuğunu koparır cinsinden... İnandıkları şey için dünyaya kafa tutarlar... İnanmadıkları şeyi de hayatta hiçbir güç yaptıramaz onlara... Ve öyle özeldir ki ilişkileri, hiçbir şey bozamaz... Birlikte ağlar, birlikte gülerler... Günde kırk kere telefon açarlar birbirlerine. Kimse, birbirinden habersiz hiçbir şey yapmaz. Ve biri yetişin dediğinde ötekiler, fırlar koşarlar anında... Daha telefonu bırakmadan elinden, varırlar yanına... Onlar, benim kadınlarım tıpkı bu iki küçük melek gibi...

Benim iki kız kardeşim var dağlar gibi sırtımı yaslayabileceğim... Onlar olmadan ne yapardım bilmem. Hayatımın en büyük zenginliği onlar... Bendeki kredileri öyle sonsuz ki ve benim de onlardaki kredim... Hani sorgusuz sualsiz çıkarıp böbreğini yüreğini vereceğin cinsten. Ne bir kıskançlık, ne bir paylaşamama hali... Benim olan onların, onların olan benim... Çünkü annem, en büyük zenginliğin kardeşlik olduğunu öğretti bize... Şimdi bizim, bu kızlara öğreteceğimiz gibi...
Biz birbirimizin sevinçlerini, acılarını ve hatta hayallerini paylaşırız... Bilirsiniz başkalarının hayallerini paylaşmak, o hayallerin gerçekleşmesi için çabalamak zordur. Biz, birbirimizin arkasını kollar, birbirimize yol açarız... Kimseye fırsat vermeyiz... Birbirimiz için herşeye katlanırız... Bunlar bize aileden miras, bizden de kızlarımıza....

Ada, öyle seviyor ki Eylül'ü. Minicik ellerini, yanaklarını öpüyor. Bütün bebeklerinin adı Eylül. Biliyorum Eylül de Ada'yı sevecek. Ve birlikte büyüyecekler... Birlikte oynayacak, elele tutuşup birlikte gezecekler... Birlikte genç kız olacaklar... Bizimle paylaşmadıklarını birbirleriyle paylaşacaklar belki... Koruyup kollayacaklar birbirlerini... Tıpkı bizim gibi...
Not: Bu güzel meleğin annesi, güzel Arzucuğum,
Biraraya geldiğiniz zamanlarda sırf Ada üzülmesin diye kendi bebeğini ihmal etme pahasına sürekli onunla oynadığın için sana nasıl teşekkür etsem? Umarım en az senin kadar iyi bir teyze olabilirim...

18 Kasım 2009 Çarşamba

arkadaşlarla ikinci yaş kutlaması

Biliyor musunuz 24 Kasım'da iki yaşında olacağım. Çok heyecanlıyım. Şu iki yıl ne de çabuk geçti, daha dün bebektim, şimdi çocuk oldum. Annemi çıldırtma pahasına artık herşeyi kendi başıma yapabiliyorum. Kendi fikirlerim, tercihlerim var... Şu iki yaş krizi dedikleri şey, beni de etkiledi. Bakıyorum bu büyükler, bir sürü şeyi yapabiliyor, ben de yapmak istiyorum ama ya gücüm yetmiyor, ya boyum kısa geliyor... Çok sinir bir durum bu. Büyükler bir anlasa nasıl zor bir durumda olduğumuzu...
Neyse lafı uzatmayalım. Annem dedi ki bu sene iki parti yapalım: biri arkadaşlarım için, diğeri de aile üyeleri için... Yuppi... İki parti demek, çok çok eğlenmek demek. Banu teyze ile Mira, yolculuğa çıkacakları için geçen Cumartesi ilk partiyi yaptık.

Cumartesi sabah, erkenden kalkıp hazırlandık. Kıyafetimi kendim seçtim. Aslında giyinip soyunmaktan nefret ediyorum ama o gün parti var diye hiç sorun çıkarmadan giyindim :) Sonra yola çıkıp Kuzeyyıldızı'na geldik. Koca salonu bana ayırmışlardı. Her eri süslemişlerdi. Daha kimseler yokken oynadım da oynadım. Oyuncak eve girip çıktım. Atlara, arabalara bindim. Bebekleri masalara oturttum, arkadaşlarım gelince neler yapacaklarını birer birer anlattım.

Derken arkadaşlarım geldiler: Çınar, Emre, Mira, Selin, Yiğit ve Zeynep. Aslında Arda da gelecekti ama yeni evlerine taşındıkları için gelemediler. Teyzelerimle anneannem de oradaydılar. Hatta Eylül de katıldı bize. Sonra bir abla geldi, bize rengarenk balonlardan köpekler falan yaptı.
Ben bu atı pek sevdim, hatta anneme söyledim bir at da eve alalım diye.

Sonra mamişlerimizi yedik. Ben, hemen Arcu teyzemin ıspanaklı pidesine ortak oldum. Çok seviyorum ben ıspanağı. Annem bana ıspanaklı börek yapıyor, ben de hapur hupur yiyorum. Sonra pastama bakmaya gittik Arcu teyzemle. Orda waffle gorup ondan da sipariş ettik. Waffle gelince arkadaşlarımla paylaştım.

Eylül, kalabalığa, gürültüye rağmen akıllı akıllı oturup bize baktı. Kendisini günün onur konuğu seçtik biz de.

Oynadık da oynadık. Ortalığı dağıttık....

Derken pastam geldi.

Önce tek başıma üfledim mumlarımı. Sonra arkadaşlarım da katıldı bana. Garson amcalara mumları yaktırıp yaktırıp üfledik. Herkes bana iyi ki doğdun Ada dedi. Evet ya iyi ki doğmuşum. Annem, babam, teyzelerim ne yaparlardı bensiz...
Arkadaşlarım bana çok güzel hediyeler getirmişlerdi.... Paketleri de birlikte açtık...

Her bir paketi açtıkça mutluluk çığlıkları attım...

Hepsi çok güzel, çok değerli armağanlar benim için... Çünkü arkadaşlarım getirmişler...

Mira, yanağımdan öptü armağanımı verirken....


Bakar mısınız mutluluktan yanaklarım pembiş pembiş olmuş...

Hep birlikte kitaplara baktık...

Herkese ne kadar teşekkür etsem azdır... Çok çok mutlu oldum ben...

Biliyor musunuz Çiğdem teyzem bu şapkayı benim için örmüş. Çok yakışmış değil mi bana...


Sonra dans ettik hep birlikte. Ben teyzemle oynadım. Öyle öyle mutlu oldum ki... İyi ki varsınız arkadaşlarım...
Anneden not: Kuzeyyıldızı'nın tüm çalışanlarına buradan kucak dolusu sevgiler gönderiyoruz. Başka müdürleri Okan Bey olmaz üzere her isteğimizle teker teker ilgilendiler. Çocukların doğumgününü kutlamak için gerçekten harika bir yer. Salon geniş, çocuklar için çeşit çeşit oyuncak var... Yemekleri zaten çok lezzetli. Ve sizin için herşeyi düşünüyorlar... Size de oturup çocukların o göz kamaştıran neşesini seyretmek kalıyor...