9 Temmuz 2009 Perşembe

ada tatilde 1

İşte tatil bitti, biz de döndük evimize. Annem, bir süredir ertelediği fotoğrafları düzenleme işini yoğun istekler sonucu yapmak zorunda kaldı da sayfamı yenileyebildik.

Efendim gelin otelimizden başlayalım: Pek güzeldi otelimiz, biz çok ama çok sevdik burayı. Deniz ve havuzlar harikaydı. Bütün gün ve gece 10'a kadar çocuklar için çeşit çeşit aktiviteler vardı. Yemekler, muhteşemdi. Tüm otel çalışanlarına buradan on puan gönderiyorum. Herkes, sanki beni mutlu etmek için oradaydı.

Otele varır varmaz, bavulları odaya bırakıp hemen havuza koştuk. Kendimi bu muhteşem sulara bıraktım bütün tatil boyu. Cup diye atladım havuzun içine (bakınız bir sonraki video), sonra tırmanıp gene atladım. Çocuk havuzunda kocaman ejderhadan kaydıraklar vardı. Bir de tavşan ve fil kaydıraklar. Ben, en çok tavşan kaydırağı sevdim. Çünkü benim boyuma en uygun olanı oydu. Merdivenlerinden tırmanıp pata küte, fışşşş diye suların içine kaydım.... Etrafa sular sıçrata sıçrata havuzda atlayıp zıpladım...

Yürümeyi öğrendikten sonra kazandığım ikinci zafer, yüzmeyi öğrenmek oldu. Çırp ayakları,at bir iki kulaç, kim tutar Ada'yı?
Bıraksalar hiç çıkmazdım sudan. Balık olmaya karar verdim ben. Artık sularda yaşayacağım...

İşte bu da ne kadar iyi bir yüzücü olduğumun resmi... Arada bir havuzların içindeki fıskiyeleri açıyorlardı. Havuza yağmur yağıyordu. Biz de koşarak yağmurun altından geçtik. Ne kadar eğlendiğimi size anlatamam.

Şu sıralar neden bilmem pek titizim. Elimde bezler, fırçalar orayı burayı ovalayıp duruyorum piş piş diye. Yüzmeye ara verdiğimde ejderhanın gözleri, tavşanın kuyruğu, filin hortumu derken elimde kovam baya temizlik yaptım havuzda. Aslında otel yönetiminin bu değerli çabalarımı görüp beni işe almalarını ummuştum hep burada kalmak için ama sanırım pek farkına varılmadı çabalarımın...
Bu tatil işi, güzel birşeymiş. Annemle teyzem söylemişlerdi de pek inanmamıştım. Hatta, tatil için uzun süre arabada gitmeye de artık itirazım yok. Zaten pek akıllıydım arabada. Bütün yol boyunca (yaklaşık 7 saat) oyuncaklarımla oynadım, biraz uyudum, annemle kitap okudum...

Arada biraz güneşlendim de... Pek bir bronzlaştım. Görseniz inanamazsınız... Bol bol güneş kremi sürdük oramıza buramıza. Annem dedi ki yoksa öyle yanarmışız ki derimiz soyulurmuş. He he derimiz soyulsa ne kadar acayip olurduk değil mi? Bu annemin bazen beni sıkı kandırdığını düşünüyorum....

Kendime krem sürdükten sonra teyzemin de omuzlarına krem sürdüm bolca. Ama asıl annem, babam ve teyzem yandılar beni güneşten korumaya çalışırken. Ben, demiştim onlara benim kremimden kullanın diye ama dinlemediler işte her zamanki gibi.

Sonra denize de gittik. Bir havuz, bir deniz, bir havuz bir deniz... Alev teyzem, kumdan kaleler yapmak istiyordu. Ama pek başarılı olamadı kale yapımında. Ben de kumların ayak parmaklarımın arasına girmesinden pek haz etmedim. Onun yerine rengarenk taşlar ve kabuklar topladık, dalgalarda zıpladık ve yüzdük. Sonra büyüyünce teyzeme kumdan nasıl kale yapılacağını öğreteceğim.

Denizde botlar vardı. Bazı amcalarla teyzeler de balona benzeyen şeylerin ucunda uçuyorlardı. Onlar bana el salladılar, ben de onlara... Ben de uçmak istedim ama annem izin vermedi. Sonra dalgalar vardı. Dalgalar gelince hop diye hopladık.
Anne: Nereye geldik Ada?
Ada: nenis
Anne: Nenisde neler var?
Ada: tas (taş)
Anne: Bi de?
Ada: daga (dalga)
Bol bol şebeklik yaptım. Annemin gözlüğüyle şov yapıp herkesi güldürdüm...
Bakar mısınız şu halime... Bizim ailede ben dışında herkesin gözlüğü var. Hem de böyle güneş gözlüğü değil, beyaz camlı şeyler. Onlardan bakması daha eğlenceli aslında çünkü herşey çarpık çurpuk görünüyor. Ama gözlüklerle oynanmaz çünkü kırılabilirler. O zaman da anneyle baba birşey göremez.
Öğle saatlerinde bol bol gezindim otelin içinde. Arabalar yoktu, ben de özgürce koştum oradan oraya... Ne güzel birşey trafiğin olmaması. Ben bile bu yaşta bıktım usandım bu trafikten...

Her yerde keşdedilmeyi bekleyen bir sürü şey vardı: Böcekler, çiçekler, hatta birkaç kertenkeleyle bir kurbağa bile gördüm. Herşeyi elledim. Herşeyle oynadım. Oradan oraya koştum durdum. Özgürlüğün tadını çıkardım.

Bol bol meyva yedim. Üzümle kiraz favorilerim. Bir de kivi. Bu arada teyzemle çılgınca çikolata tükettik. Sabahları çikolata soslu pankek, öğlen ve akşamda çikolatalı tatlı. Yüzüm gözüm çikolata içinde, zevkten dört köşe yedim yemeklerimi...

Herşeyin biraz tadına baktım. Patates kızartmasının ne kadar lezzetli bir şey olduğunu keşfettim. Annem, ne istiyorsam onu yememe izin verdi. Ben de tatil hakkımı, çikolatayla patates kızartmasından yana kullandım...

Akşamları iskeleye çıktık. Nenis aşağıda pat pat yapıyordu... Teyzem, hiç durmadan peşimden koştu düşmeyim diye.

Sonra küçük bir lunapark vardı tatil köyünün içinde. İşte dönme dolap... Bir sürü çocuk vardı etrafta. Ama daha önce hiç duymadığım şeyler söylüyorlardı. Hiç anlamadım ne dediklerini. Meğer başka ülkelerden geliyorlarmış, bizimkinden farklı bir dilleri varmış. Ama insan, çocuk olduğunda dil bilmeye gerek yok ki anlaşmak için... Gözler yeterli...

Her gece çocuklar için şarkıların söylendiği mini club vardı. Biz de hep birlikte şarkılar söyledik, dans ettik.

Acayip eğlendim. Dans etmesini de öğrendim. Çok çılgın figürler yapabiliyorum artık. Buradaki resimler sizi aldatmasın. Annemin sarhoş Ada dansı adını verdiği bir dans gösterim var. Ama karizmam bozulmasın diye buraya eklemedik. Sadece özel gösterim için...

Böceklerin resmini çekemedik çok hızlılardı. Ama çiçekler öyle güzeldi ki... Hepsi de mis gibi kokuyorlardı. Çiçeklerin bu kadar çok çeşidi olduğunu bilmiyordum. Ankara'da sadece papatyalarla sarı kır çiçeklerini görmüştüm evimizin arkasındaki bahçede. Bir de üfleyince uçuşan ama çiçeği olmayan püfpüfleri. Buradaki çiçekler, rengarenkti. Bazıları küçüçük, bazıları da kocamandı.

Havuz, deniz, güneş, müzik, dans, keşifler derken öyle yoruldum öyle yoruldum ki geceleri yatağa yatar yatmaz beş dakika içinde sızdım. Ve hayatımın en deliksiz uykularını uyudum. Rüyamda yine mavi suları, rengarenk çiçekleri gördüm.
Bu arada geceleri de çok eğlendik. Annem, bize Binbir Gece Masalları'ndan hikayeler anlattı. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde Şehrazat diye çok güzel bir kız varmış. Şehrazat, kral onu diğer kızlar gibi öldürmesin diye her gece bir öykü anlatırmış ona. Öykünün en ilginç yerine gelince keser, anlatmayı diğer geceye bırakırmış şşşşşş...........

4 yorum:

banu dedi ki...

fotoğraflar mutluluğunu o kadar güzel anlatıyor ki... bu arada renginin de koyulaştığı belli oluyor...

ZeyNes dedi ki...

Sabırsızlıkla bekliyordum tatil resimlerinizi.Çok eğlenmişsiniz.Su damlası adına yakışanı yapmış,hiç çıkmamış denizden,havuzdan,ne güzel!Sarhoş Ada dansını canlı canlı izlemek istiyorum ben Umurcum:)

arzu dedi ki...

Ah Adacım ah bende yanınızda olmak için neler vermezdim.Seneye inşallah senin yanına bir de bizim ufaklığı katıp,hep birlikte gidelim nenise.Eylül'e de öğretirsin muzurluklarını.Dilerim o gözlerindeki mutluluk hiç solmaz,canım yiğenim benim.

elif ada dedi ki...

Neslihancigim,
Buyrun bizim eve Sarhos Ada Dansi'ni birlikte seyredelim. Tam ozel gosterimlik... Ben inanamadim kendi kizimdan boyle figurler cikacagina...

Banucugum,
Insan ugrassa bu kadar bronzlasamazdi herhalde. Hem de ne kızardı ne rahatsız oldu.

Arcum,
Sizsiz tatil biseye benzemiyor. Gelecek yil hep birlikte insallah...