2 Ağustos 2009 Pazar

ada ile zeynep mini-town'da

Ne zamandır arkadaşlarımla buluşamıyordum. Birbirimizi çok özlemiştik. Durum böyle olunca annelerimiz, hemen bir ayarlama yaptılar ve bizi çok eğlenceli bir yere götürdüler: Mini-town. Zeynep'i öyle özlemişim ki hep elini tutmaya çalıştım, omzuna dokundum. Ona gel gel diye seslendim. Artık konuşabiliyorum ya arkadaşıma bütün öğrendiklerimi gösterdim.

Mini-town'da üç seçeneğimiz vardı: Top havuzu, mini kasaba ve Comfyland. Top havuzu için (ne yazık ki) yaşımız küçüktü. Mini kasabaya biraz daha kalabalık gelip çete oluşturalım dedik. Dolayısıyla bu seferlik şansımızı Comfyland'da denedik. İçeri girer girmez ayakkabılarımızı çıkardık. Görevli abla, göğsümüze üzerinde adımızın yazılı olduğu etiketler yapıştırdı. Ben, neymiş bu bir bakalım diye etiketi çıkarınca annem çareyi sırtıma yapıştırmakta buldu. Ne demişler asilik aselettir canım. Herkesin etiketi önündeyse ben arkama takıp gene fark yaratırım. Kişilik özelliklerimi sergilemeye çoktan başladım işte.

İçerde bizim gibi çocukların oynaması için çok eğlenceli şeyler vardı: Duyular köşesi, bilişsel köşe ve müzik köşesi diye üç farklı bölümden oluşuyordu Comfyland. Bir de gözetmen ablamız vardı bizimle oynaması için. Bu rengarenk çarkları çevirmek çok eğlenceli. Çok güzel müzik aletleri de var içerde. Ama ben, galiba en çok bilgisayar oyunlarını sevdim. Düğmelere basınca ekranda farklı görüntüler çıkıyor. Bir de telefon gibi birşey var. Oradan da müzik dinleyebiliyorsun.

Üzerinde rakamlar yazılı bu minderleri yanyana dizip, gözetmen ablanın da yardımıyla üzerlerine tırmandık. Yerde basınca insanın ayağını gıdıklayan halkalar vardı. O halkaların benzerlerinden duvara da koymuşlardı ki ellerimizle dokunabilelim diye.

Zeynep, gözetmen ablanın rengarenk bilezikleri ve küpelerini ele geçirdi bir ara. Onlarla dans edip poz verdi. Çok yakıştı bu bileziklerle küpeler Zeynep'e. Bir ara bileziklerden birini paylaşamadık ama sorun değil olur böyle şeyler aramızda. Zaten bir süre sonra bileziklere küpeler kayboldu biz de oyun oynamaya devam ettik.

Ordan oraya atladık, zıpladık. Herşeyi keşfetmeye çalıştık. Duvarlarda döndürüp hayvanların resimlerini bulabildiğimiz küpler vardı. Tellerin üzerine geçirilmiş rengarenk boncuklardan oyunlar vardı.

Ben bu fili de çok sevdim. Üzerine tırmanıp hortumundan kaydım...

Zeynep de bu arada koku köşesini keşfetti. Bu rengarenk kutucukların içinde tahtadan çubuklar var. Kutucukların yanına da meyve resimleri çizmişler. Kutucukların içindeki çubuklar, işte o meyveler gibi kokuyorlar. Biz, en çok portakalla şeftalinin kokusunu sevdik. Bir de çikolatanın tabi kii...

Bu dairelere de bayıldım. Birinin üzerinde tısssss yılan, ötekinde de çiçek gibi birşey vardı. Hızla çevirince yılanla çiçek dönüyormuş gibi oluyordu.

Bu kim bilin bakalım: O da Ada. Ama o, buyuk Ada. Annemin işyerinden Göksel amce ile Sibel teycenin kızları. Orada tanıştık biz. Ada abla, buyuk olduğu için mini kasabada oynayıp araba kullandı. Sonra bize konuk geldi. Ben hemen ona sevdiğim bilgisayar oyununu gösterdim. O da tuşlara basıp ahizeden müzik dinledi. Çok sevdim ben onu.
Gitmeden önce annelerimiz bize kitap köşesinden çok güzel kitaplar aldılar. Benim kitaplarımdan birinde üzerinde hayvanların olduğu bir çark var. Diğerinde de bir kurdelenin ucunda bir kız. Doğumgünü partisine giderken giyeceği kıyafeti seçmeye çalışıyor.

Mini-town'dan sonra bu kez de başka bir oyun merkezine gittik. Zeynep'le at arabasına bindik. Atlara dehhh dıgıdık dıgıdık dedik. Atların eyerlerini ben tuttum. Zeynep'i gezdirdim bir güzel.

Sonra resimden çok anlaşılmasa da bir balığa ve bir ata sırayla bindik.

Tramplende zıp zıp zıpladık. Ayakta kalmaya çalıştık ama hep düştük...

Sonra da kırmızı bir arabaya bindik. Bu kez direksiyona Zeynep geçti ben de kendisine co-pilotluk yaptım. Annelerimiz, birşeyler içmek için oturunca biz de yanlarında oynamaya devam ettik. Bir ara annem, Zeynep ve ben saklambaç bile oynadık.
Çok ama çok eğlendik. Hatta çoktan gece olduğunu, uyku vaktinin geldiğini bile fark etmedik. Arabayla evlerimize dönerken Zeynep'e gökyüzündeki aydedeyi gösterdim. Aslında ona bir de oyuncak almıştım ama hangisini Zeynep'e vereyim hangisi benim olsun diye karar veremeyince Zeynep'e armağanını vermeyi unuttum.

3 yorum:

ZeyNes dedi ki...

Uzun zamandır geçirdiğimiz en güzel cumartesi günüydü.Ne zaman akşam oldu anlamadık bile.Sizi çok seviyoruz:)

Limonlu Turta dedi ki...

Ankara'ya döner dönmez biz de isteriiiiz:)
Sizi çok özledik,
ç.-s.

elif ada dedi ki...

Neslihancığım,
gerçekten ben ne ara akşam oldu anlamadım. Günümüze renk kattığınız için binlerce teşekkürler...
Çiğdemciğim
siz bir gelin biz sizi de götürürüz zaten hep kulaklarınızı çınlattık...