26 Nisan 2009 Pazar

bir küçük su perisi

Bu haftasonu annemin doğumgünü vardı. Biz de kız kıza bir kutlama için teyzelerim, anneannem, annemle ben Kızılcahamam diye bir yerde otele gittik. Ben otele gidene kadar uyumadım. Yolun, güneşin, baharın keyfini çıkardım. Arzu teyzem ve annemle kitaplarıma baktık, şarkılar söyledik. Mambili yedik. Alev teyzem, bana yol kenarındaki möööleri gösterdi. Mamişlerini yiyip, geziniyorlarmış...

Derken otele geldik. Hemen mayolarımızı giydik, bornozlarımızı üzerimize geçirdik...

Hoop havuza atladık çup diye. Ben, hayatımda ilk kez bu kadar çok suyu bir arada gördüm. Annem dedi ki bu yaz denize gidecekmişiz, orada çok daha fazla su varmış. Göreceğiz bakalım.

Alev teyzemle yüzdüm, yüzdüm. Bana yoldan sarı bir simit almıştık, ama ben yüzmeyi tercih ettim. Simit neymiş canım, kulaç atmak varken...

Alev teyzem bana ayaklarımı nasıl çırpacağımı öğretti, ayaklarımı ellerimi şap şap vurdum suya, oraya buraya su sıçrattım. Evde böyle suyla oynayamıyordum ortalık ıslanır diye. Burada her yer ıslaktı zaten o yüzden doya doya oynadım...

Havuzda başka bebekler de vardı, onlarla da tanıştım...

Teyzelerimle top oynadım, bebeklerimi yüzdürdüm, kendim de yüzdüm, eğlendim...

Su insanı pek yoruyor. Biz de odamıza çıktık, mışıl mışıl uyuduk... Rüyamda hala suyun içinde ellerimi çırpıyordum...

Otelimiz, çok güzel bir ormanın içindeydi. Biz de ormanda yürüyüşe çıktık temiz hava alalım diye... Bizimkiler yürüdü. Ben, arabamda, battaniyemin altında keyif yaptım... Kedilere gel pisi pisi pisi dedim, ama gelmediler.

İşte teyzelerimle anneannem...

Sonra gene havuza atladık çup diye. Su sıcacıktı. Bebeğimi de getirdim bu sefer o da yüzsün diye...

Çok ama çok eğlendim....
Bir de özel banyolar vardı kaplıcada. Bir odanın içinde biraz daha küçük havuzlar vardı. Biz oraya da gittik. Odamızın adı Fesleğen'di. Pek sevdim ismini. Bebeğimi yıkadım, ördeklerimi yüzdürdüm. Jakuziyi çalıştırınca çıkan köpükleri yakalamaya çalıştım...

Hiç sudan çıkasım yoktu. Şu sırtımın güzelliğine bir bakın. Bu kaplıca pek iyi geldi bana canım...

Yüzüm parladı, gözlerim ışıldadı... Anneannemin eklem ağrıları da geçmiş.

Otelde de pek meşhur oldum zaten. Herkes adımı öğrenmişti. Amcalarla, teyzelerle biraz sohbet ettim, akşam yemeğinde başka bebelerle tanıştım. Pembe mayomla, bonemle, bornozumla çok şıktım. Bir küçük su perisi oldum. Ve çok güzel bir haftasonu geçirdim...

24 Nisan 2009 Cuma

bugün 23 nisan neşe doluyor insan

Annem dedi ki bugün 23 Nisan... Atatürk'ün çocuklara armağanı... Aslında içim neşe dolacaktı ama olmadı :) Neden derseniz köpek dişlerim çıkıyor. O yüzden betim bu aralar.
Resimdeki gözyaşına bakıp ağladığımı sanmayın, o kadar da bet değilim canım.
Pek duygulandım o yüzden dermişim, siz ona da inanmayın.

Annemle, 23 Nisan kutlamalarına gittik evimizin yanındaki okula. Ama ben, sabah kuşluk vakti kalkıp sonra da öğleye kadar uyuyunca kutlamaları kaçırdık tabi. Olsun, gene de gittik okulun bahçesine. Belki fırsat olur da oynarım diye yeni kovamı da götürdüm yanımızda. Pek kalabalıktı okul, bir sürü çocuk vardı. Hatta bir abla bana bayrak verdi sallamam için.

Resme bakıp aldanmayın güneşe, hava pek soğuktu. Hatta öyle üşüdük ki benim gözümden yaş geldi :) İşte ilk 23 Nisan'ımı böyle biraz bet, biraz üşüyerek kutladık. Napalım bu yıl böyle oldu. İnşallah gelecek yıl acısını çıkarırız dedi annem. Nasıl olsa gelecek yıl bütün dişlerim çıkmış olacak. Hem, Atatürk'e de götürecek annem beni havalar biraz düzelince. Evi bize çok yakınmış, hatta komşumuzmuş. Çiçekler götüreceğiz ona, ben de kocaman bir öpücük vereceğim bize 23 Nisan'ı armağan ettiği için...
Not: Bu kez resimlerimi annemin iş arkadaşı Ali amca çekti. Ali amca pek güzel çıkmışım teşekkür ederim.

20 Nisan 2009 Pazartesi

hayvanat bahçesi

Ben, bugün çok ama çok eğlendim. Teyzem, gelip anneannemle beni hayvanat bahçesine götürdü. Meğer hayvanat bahçesi pek eğlenceli bir yermiş... Teyzem bana aslanları, zürafayı, maymunları ve atları gösterdi. Maymunlara mamiş verdik onlar da hapur hupur yediler.

Sonra üçümüz faytona bindik. Pembiş perdeleri olan arabamızın önünde bir at vardı. Bizi dıgıdık dıgıdık o gezdirdi. Atın sahibi amca da deh deh dedi ata. Ben, çok sevdim bu faytonu.

Alev teyzeme sarıldım, faytonun keyfini çıkardım...

Sonra ayıları gördük...

Korkmayın bunlar gerçek köpekbalığı dişi değil. Hepsi masuscuktan...

Hayvanat bahçesinde havhavlar da vardı. Ama Efe ile Maya gibi istedikleri yere gidemiyorlardı. Biz onlara böyle tellerin arkasından baktık. Tabii ben de onları sevip sıkıştıramadım.

Ama benim en çok hoşuma giden kocaman kocaman balıklardı. Yani anneannemin de bir akvaryumu var, ama böyle balıkları yok. Bunlar neredeyse benim kadar canım. Teyzemle balıklara gel bili bili yaptık.

Benim de akvaryuma atlayıp onlarla yüzesim geldi....

Görememişse diye teyzeme akvaryumdaki bütün balıkları bir bir gösterdim...

Hımm bir de yılanlar vardı hayvanat bahçesinde. Tısss diye geziniyorlardı.

Derken acıktık tabi. Alev teyzem bana köfteyle patates ısmarladı. Mamişlerimizi yedik. Çocuk bahçesindeki kaydıraktan kaydık.
Bugün hayatımın en eğlenceli günüydü....

5 Nisan 2009 Pazar

ilk arkadaşlar

Şu sıralar biraz betim ben. Galiba dişlerim çıkıyor yine. Geceleri falan uyuyamayıp annemi de uyutmadığım için annemin sayfamızı yazmaya pek fırsatı olmadı.
İşte bu arada annemle ben, 21 Mart'ta Montessori e-grubu'dan Çiğdem teyzenin evine konuk olduk. İlk kez yaşıtlarımla biraraya geldim ben. İlk kez arkadaşlarım oldu.

Selin, Mira, Can, Zeynep, Emre ve Doruk'la tanıştım. Hepsini çok sevdim.

Bu, Doruk ile annesi Güliz teyze.

İşte bunlar da Mira ile Selin.

Bu da Zeynep.

En büyükleri ben olduğum için biraz ablalık tasladım. Çiğdem teyze çok güzel mamişler yapmıştı onlardan yedim. Çok güzel bir gün geçirdim. Oyuncakları paylaşırken biraz atıştık ama herşey çok güzeldi. Onlar benim ilk arkadaşlarım. Umarım yeniden biraraya geleceğiz.

başımın geçtiği her yerden geçerim

video

Kendimle ilgili önemli bir keşifte bulundum bugün: Kafam, bedenimin en büyük kısmı. Bu da ne demek: Kafamızın güvenle geçebildiği her yerden geri kalan kısmımız da geçebilir demek. Böylece parmaklık falan gibi engelleri kolayca aşabiliriz demek. İnsan biraz yaratıcı olmalı, kapının olmadığı yerde kendine kapı yaratmalı değil mi?