28 Mayıs 2009 Perşembe

18. ay

Biliyor musunuz ben, 18 aylık oldum. 18 ay, 1.5 yaş demek. Bu da 2. doğumgünüme sadece 6 ay kaldı demek.

18 aylık olunca yeni bir aşı olmamız gerekiyormuş. Biz de doktorum Reyhan teyzeyi ziyarete gittik. Efendim iki ayda 900 gr alıp 10.8 kg olmuşum. Boyum da 82 cm. Reyhan teyze, bana aferin dedi. Sonra da aşımı oldum. Pek canım yanmadı. Ama gene de çığlığı bastım... Ne de olsa adettendir.

Sizin de gördüğünüz gibi pek bir güzelleştim bu 18 ayda. Annemin Washington diye bir yerdeki arkadaşı Deniz teyze, gözlerimin tıpkı anneme benzediğini söyledi. Ama benimkiler daha güzelmiş.

Yürümeyi, koşmayı halledeli çok oldu. Şimdi tek başına merdivenlere nasıl tırmanılır onunla iştigalim. Bir yandan da konuşmaya çalışıyorum. Bütün aile üyelerinin sıfatlarını söyleyebiliyorum: Anne, baba, dede, teyze, Arcu, Efe ve Maya. Başka önemli sözcükleri de kaptım: otur, mama, cucu (çikolata), biscu (bisküvi), cu (su)...
Bu arada dört tane köpek dişimi de çıkardım başarıyla. şimdi 16 dişim var: Dört tane ön üst, dört tane ön alt, dört köpek ve dört azı dişi. Annem, bunları yazalım ki unutmayalım dedi.

Artık kendi kendime oynayabiliyorum odamda. Yine de annem de gelsin, yanımda otursun istiyorum ama hiçbir şeye karışmamak şartıyla.
Yemek konusunda durum biraz karışık. Bana kalsa hep pilav yiyeceğim ama başka şeyler de yemek gerekiyormuş. Geçenlerde karnabahar denedim. Fena değildi. Yumurtanın beyazını da sevdim... Salatalık, balık, kuru üzüm, kuru incir, elma favorilerim arasında. Hala yoğurttan hiç haz etmiyorum ama kaşarla sütü seviyorum işte...

Telefon denen şeyin neye yaradığını da keşfettim. İnsanlar kulaklarında telefonla niye dolaşıyorlar diye pek merak ediyordum. Meğer karşıda birileri konuşuyormuş. Ama o küçücük kutuya nasıl girebilmişler anlamadım. Şahsen ben denedim giremedim. Neyse ben telefonla teyzemi arayım. Alo Arcu, Arcu... Orda mısın?

21 Mayıs 2009 Perşembe

yeni koltuğum

Annem, bazen haftasonları da çalışıyor. Bunun tek bir iyi yanı var: Haftasonları çalıştığında haftaiçi iki gün evde benimle oluyor. Biz de anne kız, bütün gün oynuyoruz, boğuşuyoruz, çılgınlıklar yapıyoruz...
İşte annemle bütün günümüzü oynayarak geçirdikten sonra babam gelince bana bu koltuğu almaya gittik. Çok güzel değil mi? Üzerinde minik minik tavşanlar var, hem de tam bana göre minicik.

Ben, koltuğumu çok sevdim. Artık hep koltuğumda oturuyorum. Öteki koltuklar pek büyüktü benim için... Oturabilmek için önce tırmanmak gerekiyordu canım...

Koltuğumu aldıktan sonra Alev teyzemle buluşup bana bir de ayakkabı almaya gittik bugün. Ayakkabım da çok güzel. Alev teyzemle seçtik. Önce birkaç ayakkabı beğendik. Sonra ben hepsini birer birer denedim. Kalkıp yürüdüm, aynadan baktım. Sonra hangisini beğendin Ada deyince hemen gösterdim. Böylece ilk kez ayakkabımı ben kendim seçmiş oldum. Bir de bu oyuncakları aldık: Kayıp balık Nemo ile, sevimli salyangoz. Şu salyangozumun kocaman kocaman gözlerine bakın. Pek şeker değil mi? Yerim onu ben. Eve döndüğümüzde pek yorgundum, ayakkabılarımla poz veremedim. Hemen pijamalarımı giyip, uyumaya gittim.... Salyangozumla birlikte tabii...

video
İşte bu da benim sallanan koltuğum. Anneannemle teyzem taa uzaklardan bir yerden alıp getirdiler. Annemle babam da yaptılar. Yalnız henüz düzgünce oturup sallanmayı başarabilmiş değilim, çünkü bacaklarım yere değmiyor oturunca. Kısa kalıyorlar. Ben de böyle sallanıyorum şimdilik...

arkadaşlık

Gecen hafta sonu arkadaslarimla birlikte hayvanat bahçesine gitmiştik ya. Neslihan teyzeciğim, anneme çektiği bu fotoğrafları gönderdi. Biz de annemle onları buraya ekleyelim dedik

Zeynep benden iki aycık küçük ya, ben bir baktım tişörtünün çıtçıtları açılmış. Üşütür falan ne olur ne olmaz diye çıtçıtlarını hemen kapattım.

Arkadaşlık budur işte. Henüz iki yaşına bile gelmemiş olsak da, birbirimizi koruyup kollamamız lazım. Umarım büyüklerimiz bizim küçücük yüreklerimizdeki kocaman sevgilerden ders alırlar. O zaman herşey çok daha güzel olur...

17 Mayıs 2009 Pazar

haftasonu

Bu haftasonu çok ama çok eğlendim ben. Cumartesi günü annemle hazırlandık, arkadaşlarımla hayvanat bahçesinde buluşmaya gittik. Ben, daha önceden gitmiştim hayvanat bahçesine. Mira da gitmiş. Ama Selin ile Zeynep'in ilk ziyaretiydi. Onun için Mira ile ben, arkadaşlarımıza bildiklerimizi anlattık bir bir.

Maymunların yanında çok eğlendik. Birbirimize neler yaptığını gösterip sohbet ettik. Annelerimiz de kendi aralarında sohbet ettiler. Bir ara Zeynep pusetinden düştü. Canı yandığı için ağlayınca hepimiz çok üzüldük. Onu teskin etmeye çalıştık. Hatta açılan çıtçıtlarını kapatmayı bile denedik. Derken hava çok sıcak olunca gelecek sefer buluşmak üzere sözleşip ayrıldık. Ben, arkadaşlarımı çok seviyorum. Onlar benim ilk arkadaşlarım ve benim için çok özel bir yerleri var...

Sonra annem, babam ve teyzelerimle bir alışveriş merkezine gittim. Orada bu kocaman dinozorlar vardı. Babam, beni dinozorun kafasına doğru kaldırdı. Ben de dişlerini yıkamış mı yıkamamış mı bir kontrol ettim. Akıllı dinozor, dişlerini güzelce fırçalamış meğer. Az kalsın beni ısıracaktı. Şaka şaka... Gerçek dinozor değil ki o, kocaman bir dinozor maketi sadece...

Sonra arabalara bindim. Hepsini denedim bir bir... En çok da bu taksiyi sevdim. Düdütt... Çekilin yoldan Ada geliyor...
Pazar sabahı hayatımın rekorlarından birini daha kırdım. İlk kez saat dokuza kadar uyudum. Sonra kalktık tüm aile, kahvaltımızı yaptık, Efe'yi gezdirmeye çıktık... Bugün bizim evin yakınlarında bir sürü insan toplanmıştı. Ellerinde bayraklar, Atatürk'ü ziyarete gidiyorlardı. Bana da bayrak verdi bir amca. Ben de bayrağımı salladım hem de herkese öpücükler gönderdim...
Sonra parka gittik. Efe ile ben, oyunlar oynadık. O koştu, ben onu yakalamaya çalıştım. Sonra ben koşarken de o beni yakalamaya çalıştı.

Oynadık, oynadık. Çimenlerde yuvarlandık...

Efe, serinlemek için çimenlere yattı,

Ben de parktaki aletlerle oynadım.

Sonra döndük evimize. Ben, çok yorulmuştum. Mışıl mışıl uyudum da dinlendim biraz...

Sonra Alev teyzem bizi çağırdı. Bana kocaman bir sürpriz yapmış ve bu çok güzel elbiseyi almış. Bu elbiseyi, İlker ağabeyim evlenirken giyeceğim ve baş nedime ben olacağım. Çiğdem teyzeciğim, bak asıl şimdi su damlası oldum ben...
Alev teyzemin de çok güzel bir elbisesi var. Biz ikimiz, gecenin yıldızı olacağız. Teyzem öyle söyledi. Bu arada akşam yemekte ne yedim biliyor musunuz? Deniz börülcesi. Pek güzelmiş. Alev teyzem yapmış. Böyle uzun uzun, makarna gibi. Önce alıp bir tane avucumun ortasına koydum sonra da ham diye yedim. Herkes bana bakıp pek eğlendi...

14 Mayıs 2009 Perşembe

kızlar toplantısı

Geçen hafta Cumartesi günü biz yine Banu teyze ile Mira'nın evine konuk olduk. Banu teyze, hava güzel, bahçemiz de yemyeşil, haydi gelin oynayalım dedi bize. Bu kez sadece kızlar vardı: Mira, Selin, Zeynep bir de ben...

Bahçe, çok güzeldi. Banu teyze bize bahçede çok güzel bir piknik masası hazırlamıştı. Çiğdem teyzenin peynirli keki, Neslihan teyzenin mercimekli salatası benim annemin de havuçlu keki ile kurabiyeleri vardı. Biliyor musunuz bebek kurabiyeleri yaparken anneme yardım ettim ben. Üzümden gözleriyle burnuşlarını ben yaptım...

Çatalımı takıp keke hapur hupur yedim. Açık hava, arkadaşlar insanın iştahını açıyor. Herşeyin tadına baktım. Hepsi de çok hoşuma gitti. Ellerinize sağlık Çiğdem ve Neslihan teyzeciğim...

Hepimiz tabaklarımızı silip süpürdük. Hatta birbirimizin tabaklarını da kontrol ettik ki birşey kaldıysa hemen yutalım diye...

Banu teyze, bizim için oyunlar hazırlamıştı. İşte tünelimiz. Önce Selin ile Mira denediler tünelden geçmeyi.

Sonra ben girdim...
Birbirimizin ardı sıra tünelden geçtik. Bazen birimiz bir uçtan diğerimiz öteki uçtan girip ortada karşılaştık köprüdeki iki inatçı keçi gibi.

Çok ama çok eğlendik...

Yemyeşil bahçede doyasıya koştum oraya buraya. Ne düdüt arabalar vardı dikkat etmemiz gereken ne de başka insanlar. Bahçede bir biz vardık. Keşke bizim de bahçemiz olsa... Anne biz de bir bahçe alalım mı?

Derken Banu teyze, başka bir oyun hazırladı bizim için. Fimo hamurlarında çok güzel, rengarenk balıklar yapmıştı. Mavi bir kilimden deniz yapıp balıkları üzerine koydu. Hepimize de uçlarında mıknatıs olan oltalar verdi. Sonra da bize oltaları nasıl kullanacağımızı gösterdi. Ama biz, balıkları oltayla yakalamak yerine ellerimizle toplayıp oraya buraya kaçıştık. Mira, balıklarının darmadağın olduğunu görünce çok üzüldü. Biz de o üzülmesin diye balıkları bir sepete koyup geri getirdik, çünkü biz arkadaşız. Birimiz üzülünce hepimiz üzülürüz...

Müzik aletleriyle gürültü yaptık...

Sonra bahçeye kocaman bir sokak köpeği geldi. Hemen yanına koşup cici yaptım ona. Tüylerini okşadım. O da yatıp göbüşünü açtı okşamamız için. Karnı açtır diye kurabiye de verdim ona. Çok tatlı bir köpekti.
Banu teyze sayesinde çok güzel bir Cumartesi günü geçirdim. Doyasıya eğlendim, çok da yoruldum. Dönerken de uyuyakaldım annemin kucağında...

10 Mayıs 2009 Pazar

bugün anneler günü

Bugün anneler günü. Geçen yıl bebek olduğum için annemin anneler gününü kutlayamamıştım. Bu yıl büyüdüm, anneme kocaman bir öpücükle kocaman bir kucak verdim. Hem artık anne de diyebiliyorum. Annem dedi ki bunlar en büyük armağanmış...

İşte benim annelerim. Ben çok şanslıyım. Annemden başka iki teyzemle bir de anneannem var. Bugün herkes bize geldi kahvaltıya. Annemle ben mambili hazırladık onlara. Sonra bizim ailenin kızları toplanıp bu pozu verdik. Mayamız bile var fotoğrafta ne de olsa o da bizden.

Annem bana yeni elbisemi giydirdi. Çok güzel oldum. Teyzelerimle oynadım, biraz ıspanaklı börek biraz da kurabiye yedim.

Sonra şebeklik yaptım biraz herkesi güldürmek için. Teyzemin kolyesini kapıp, ınn ınn yaptım.

Sonra da hep birlikte büyükanneme gittik, güzel yanaklarından öpüp onun da anneler gününü kutladık.
Buradan tüm annelere kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum... Umarım sevdikleriyle birlikte, nice mutlu, sağlıklı ve barış dolu anneler günü kutlarlar...
Bir de izin vereceğini düşünerek Bekir Çoşkun amcanın bugün yazdığı yazıdan bir parçayı buraya alıntı yapmak istiyorum. Annem, bazen onun yazılarını okuyor bana çünkü o da tıpkı benim gibi hayvanları, çiçekleri, tüm canlıları çok seviyor:
"Öbür canlıların duyguları da bizim duygularımız gibidir. Bir kedinin, bir atın, bir saksağanın, bir serçenin, bir köpeğin, bir karacanın, bir sincabın...
Hüzünleri ve sevinçleri vardır...
Ve tıpkı bizim gibi acıları...
Canları yandığında tıpkı bizim gibi ağlayışları ondandır...
Annelerini kaybettiklerinde ya da yavruları ellerinden alındığında çığlıklar atarlar, bizim annelerimizden ne farkları var?..
Bugün Anneler Günü...
Yeryüzünün en yüce duygusudur annelik... Ben tüm uygarlığın annelerin eseri ve öğretisi olduğunu düşünürüm.
Ama eksiktir uygarlığımız...
Annelerin çocuklarına tüm canlılara merhamet göstermeyi... Tüm canlıların aynı olduğunu öğretmelerini diliyorum...
Bunu sadece anneler yapabilir...
Ve bütün anneler aynıdır...
Bir anne ağladığında yüreğindeki o annelik çığlık attığında, annedir o ne farkı var?
Kutlu olsun, bugün Anneler Günü..."
Posted by Picasa

9 Mayıs 2009 Cumartesi

dedemle fındık üzerine derin bir sohbet

İşte benim biricik dedem. Dedem, beni çok sever. Bir iki gün görmeyince çok özler. Bana kitaplar alır, mambili getirir. Anneannemlere gittiğimde ben de hemen dedemin yanına koşarım, dedem de yanaklarıma kocaman öpücükler kondurur. Birlikte yürüyüşler yaparız. Bazen kucağında gezerim. Dedem yorulunca da elinden tutup yanında yürürüm.

Geçenlerde dedem, beni özleyip bize geldi. birlikte mambili yedik. Ben dedemin kucağında oturdum hep. Sonra annem, bize fındık getirdi. Ben bu fındığı pek sevdim. Dedem de doktor, onun için fındığın yararları hakkında derin bir sohbete giriştik. Dedem, dedi ki bütün mambililerden yemek lazımmış, özellikle de balık. Ben, zaten balığı çok severim.

Fındıktan biraz ben yedim, biraz dedeme yedirdim. Sonra dedemle birlikte ayıcığıma da yedirdik. O aç mı kalsın? Hatta biraz Efe'ye bile verdik.


Derken ordan burdan sohbetimize devam ettik. Ben, büyüyünce dedem gibi çok bilgili biri olucam. Hem dedem söz verdi, birlikte gezilere çıkacağız. Orası senin burası benim dolaşacağız. Dedemi çok seviyorum ben.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

bir dostluk öyküsü: ikinci buluşma




Bugün, Montessori oyun grubundan arkadaşlarımla ikinci kez buluştuk. Bu kez Banu teyzenin evine gittik. Gitmeden önce çicekler aldık Banu teyze ile Mira için. Ben, yol boyu çiçekleri kokladım. Banu teyze çok sevdi çiçeklerini. Ben de onu ve Mira'yı çok sevdim.

Biz ilk konuklardık. Bizden hemen sonra Çiğdem teyzeyle Selin, Neslihan teyzeyle Zeynep geldiler. Bütün kızlar toplandık, toplandık diye şarkı söyledik...

Mira'nın bir sürü oyuncağı vardı. Bazılarını seçip onlarla oynadık.

Bayaa bir şamata yaptık, ortalığı epey dağıttık...

Çok ama çok eğlendim...

Kızlarla oynadık...

Ben, bir ara Mira'nın koltuğuna oturup kitaplara baktım... Bu arada Selin ile Zeynep bana Ada dediler. İlk kez arkadaşlarım adımı söylüyor. Ben henüz onlarınkini söyleyemiyorum. Ama yakında öğreneceğim...
Neslihan teyze bize kitaptaki hayvanları gösterdi. Bazılarının seslerini taklit ettik: Meeee, möööö...
Sonra bahçeye çıktık. Aslında hava biraz serindi ama bahçe çoook güzeldi.

Mira ile elele tutuştuk, bahçede gezindik.

Selin, artık ayakta durabiliyor. Sanırım gelecek buluşmamızda o da elimizden tutup bizimle gezecek...

Bahçede gezerken bir yandan da mambili yedik. Herşey çok lezzetiydi. Sonra içeride mama yemeye devam ettik....

Bahçede heykeller de vardı. Bu kaplumbağa heykeliyle

bu köpek heykelini çok sevdim. Sonra bir ara Banu teyzenin köpeği Pepper da katıldı aramıza. Ona da mamiş verdim ellerimle. Biz bahçedeyken Çınarla annesi Sermin teyze de geldiler. Onların fotoğraflarını çekemediğimizden buraya ekleyemedik. Ama gelecek hafta hava güzel olursa yine buluşacağız. Belki o zaman herkesin fotoğrafını çekebiliriz.
Öyle eğlendim ve öyle yoruldum ki dönüş yolunda uyuyakaldım...