28 Temmuz 2009 Salı

titizim, titizsin, titizler...

Daha önce de yazmıştım bir süredir pek titizim. Elimde annemle teyzemin aldığı fırçalar, süpürge ve faraşlar, hatta küçük bir kovayla bezler nereye gidersem gideyim orayı burayı siliyorum. Bu ne pislik canım... Anlaşılır gibi değil, sanki herkes beni beklemiş temizlik yapmam için...
Temizlik için bizim eve gelen Nurten ablaya da yardım ediyorum. Onun peşinden bir de ben toz alıyorum ne olur ne olmaz diye...

Mesela geçen gün odamda ne kadar oyuncak varsa hepsini atıp yıkadım bir güzel. Fotoğrafta gördüğünüz fırçayla temizledim dudaklarımı büze büze. İnsan, çok dikkatli birşey yaparken dudaklarını büzebilir. Pırıl pırıl oldu hepsi.
Tabi bu vesileyle suyla da oynamış oldum bir güzel. İçinde su olan her oyun, en güzel oyundur benim için. Dün gece Efe'nin de kirlendiğine karar verip onu da yıkadık. Aslında Efe'yi tek başıma ben bıcı bıcı yapacaktım ama ne annem ne de Efe bu fikrime pek sıcak bakmadılar. Dolayısıyla bizim banyoya doluştuk hep birlikte. Biraz Efe, biraz ben hepimiz güzelce yıkandık. Efe, üzerindeki sulardan kurtulmak için pata pata diye silkelenince banyomuz göle döndü.

Efe yıkanınca pamucuk oluyor çünkü o bambayaz tüyleri kabarıveriyor. Dün banyo yaptıktan sonra aynada kontrol ettim benim de saçlarım kabarmış. Ben de pamucuk olmuşum.

Suyla oynamanın tek kötü yanı, üstümüzün ıslanması ve yeni birşeyler giymek zorunda kalmamız. Bu arada benim bu titizliğimden pek bir işkillenen annem, hemen kitaplarını kontrol etti. Bu (geçici) titizlik hali, bizim yaşımızdaki bebeler için pek normal bir durummuş. Aslında daha çok oğlan bebelerde görülüyormuş. Annem, pek rahatladı. Obsesif olma riskim yokmuş, öyle dedi. Annem, öyle titizlik yapmaz. Efe'yle benim istediğimiz gibi oynamamıza, ortalığı dağıtmamıza izin verir. Hatta o da bize katılır, evde deliler gibi saklambaç oynarız. Siz hiç bir köpekle saklambaç oynadınız mı? Biz annemle saklanırız, Efe de gelip bizi bulur. Hep birlikte çok ama çok eğleniriz...

24 Temmuz 2009 Cuma

20. ay

Bugün, tam 20 aylık oldum ben. Ne ara geçmiş bu 20 ay hiç anlamadım çünkü bu 20 ayın her günü dolu dolu geçti. İnsan, herşeye sıfırdan başlayınca öğrenilecek, keşfedilecek bir sürü şey oluyor. Kafamı bile dik tutamazken yürümeye, yüzmeye, koşmaya başladım. Ufaktan konuşma işlerine de hız verdim arada. Kelime dağarcığım, hızla ilerliyor.

Boyumu kilomu net olarak bilememekle birlikte annem, 11 kiloyu aştığım düşüncesinde. Boyum da baya uzadı. Daha birkaç ay önce aldığımız pantalonlar kısacık geliyor bana şimdi. Bu arada sevdiğim yemekler arasına zeytinyağlı biber dolmasını da eklemiş bulunmaktayım. Kaşık, çatal kullanımını çözdüm. Artık yemeklerimi kendim yiyorum. Bardağımdan üstüme hiç dökmeden suyumu falan da içebiliyorum. Daha önce yazdığım gibi artık bezi de attım, minik lazımlığımı kullanmaya başladım anneannemin çabaları sonucu.

En çok annem ve Efe'yle kitap okumayı seviyorum. Bir sürü çok güzel kitabım var. Artık sevdiğim insanlara sarılabiliyorum. Ama hala yabancılara gözümü dikip bakma huyumdan vazgeçemedim. Ne yapayım ilginç geliyor bana herşey.

Merdiven çıkıp inmeyi çoktan hallettim. Dere tepe mdüz gidiyorum yani. Bırakın karayı suda da hareket yeteneğimi geliştirdim. Pek güzel yüzebiliyorum.
Tüm hayvanları ama en çok da Efe ile Maya'yı seviyorum. Parkta sallanmayı, kaydıraktan kaymayı, evde su dolu küvetimin içinde cup cup oynamayı, annemin bana kitap okuyup şarkı söylemesini, çadır evimde annemle masuscuktan çay içip kek yemeyi seviyorum.
Uzun lafın kısası büyüyorum...

dugunden bir kare daha

İlker ağabeyim, az önce düğünden bir kaç resim daha gönderdi. Annemle ben, bu resmi çok beğendik. Hemen sizlerle de paylaşmak istedik. Hepimiz pek güzel görünüyoruz değil mi? Benim ilgim biraz dağılmış gibi ama...

23 Temmuz 2009 Perşembe

ada pür dikkat federer seyrediyor

Annem tembellik yapınca üzerinden baya geçti (6 Temmuz) ama biz gene de yazalım. Resimde de gördüğünüz üzere ben, arada sırada meyve atıştırarak Wimbledon finalini seyrettim gözümü ayırmadan. Bizim aile komple Federer hayranı olduğu için ben de doğuştan Federerciyim efendim. Federer amce, finale çıkınca biz de maaile televizyonun başına toplandık. Kendisi her zamanki gibi pek şıktı. Böyle takım elbiseye benzer bir şey giymişti. Bambayazdı. Bu arada ben, renkleri de öğrendim. Daha doğrusu iki rengi. Mami ve bayaz. Bakın üzerimdeki tişört mami mesela cüt de bayaz. Neyse maç neredeyse dört buçuk saat sürdü. Önce öbür amce (Roddick) aldı seti. Amcenin şapkasından cular damlıyordu şip şip diye. Meğer terlemiş. Tabi yağmur yok bişi yok. Şapkada cu ne arasın dimi?

Annem çok kızdı Federer amceye verdi ilk seti diye. Sonra Federer kazandı sonra gene öbür amce. Sonuncu sette de tie-break olunca baya uzadı ama sıkı maçtı canım. Bu arada bakar mısınız set, tie-break falan ben bu tenisten çok iyi anlarım. Gözümü ayırmadan izledim maçı. Büyüyünce tenisçi olucam ben. Dört yaşına gelir gelmez, teyzemle başlıycaz tenis derslerine. Teyzem diyor ki belki Federer amce tenis akedemisi açarmış ilerde. O zaman biz hemen oraya gidicez. Dünyanın ilk en ünlü Türk tenisçisi olucam kararlıyım. İşte yazdım buraya.

İşte Federer amce kupasıyla. Maçtan sonra tekrar bir numara oldu dünya sıralamasında. Nadal abi (bir numara oydu, bi de o daha genç olduğu için abi. Annem dedi ki buyuklere amce, kucuklere abi denirmis) sakatlanınca iki numaraya düştü. Ben, kendisini ayakta alkışladım maçın sonunda. İsmi, biraz karışık olduğundan henüz dilim dönmüyor. Bu arada annem, söz verdi beni Wimbledon'a götürecek büyüyünce. Geleceğin tenis yıldızı olarak yerinde seyretmem lazım şu maçları...

teyzemle kahvaltı

Geçen hafta Arcu teyzemin canı sıkılınca biz de onu kahvaltıya götürdük. Gene Çıtır Simit'e gittik ben sevdiğim için. Teyzemi çok özlediğimden kendisine "sevgi böcüklüğü" yaptım. Orasını burasını sıkıştırdım, sarıldım, kucakladım. Özlüyorum ben onu, çünkü pek sık görüşemiyoruz.

Kahvaltıda tercihimi yumurtadan yana kullanmaya karar verdim. Laf aramızda yiyeceğimden değil. Bakalım kabuklarını soyabilecek miyim diye görmek için. Başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim pek. Belki fazla haşlanmıştı onun için yani benimle ilgili bir durum değildi. Düzgün pişirselerdi kesin soyardım ben onun kabuklarını. Zaten bu sıralar, sıcaklardan mıdır nedir pek iştahım yok.

Sonra bahçede yürüyüşe çıktık. Geçen sefer iki köpek vardı oyun parkının yanındaki kafesin içinde. Ama şimdi birini bahçedeki ağaca bağlamışlardı. Çünkü öbürünün (ben, bu öbür sözcüğünü çok seviyorum. Her öbür dediğimde bir sürü şey getiriyorlar önüme) bebekleri olacakmış. Bizim Hera'nın da bebekleri oldu, görseniz o kadar tatlılar ki. Ama Hera, daha çok küçükler diye sevmemize izin vermiyor... Sonra bir gün ona çok sevdiği dönerden götürüp bebişleri seveceğiz. Belki resimlerini çekmemize de izin verir. O zaman buraya resimlerini koyabiliriz.
Neyse bu köpecik, neden bilmem benim şapkamı kapıverdi elimden. Annem, ona biraz mamiş verdi de şapkamı geri alabildik. Zaten onun kafasına nasıl olsun benim şapkam. O Adanın. Köpüşe hiç yakışmaz.

Sonra kuşlarla tavşanları sevmeye gittik. Hepsi çok acıkmıştı. Onlara ekmek verdik yemeleri için. Hapır hupur yediler ekmekleri.

Annem, bu hayvanlara pek bakmıyorlar diye biraz kızdı. İyi ki biz gittik de karınlarını doyurduk. Yoksa aç kalacaklardı...
Önemli not: Biliyor musunuz benim artık bezim yok. Annemle anneannem, evde olduğumuzda bana bez yerine rengarenk külotlar giydiriyorlar. Bir de çok güzel bir lazımlığım var. Lazımlık kelimesi, çok ilgimi çekti tabii. Bir ara neden lazımlık demişler araştırıp öğrenmek lazım. Annem, bana lazımlık alabilmek için baya bir dolaştı. Aslında şu müzikli olanlardan alacaktı ama bulamadık bir türlü. Neyse, ben artık lazımlığa yapıyorum çişimle kakamı. Annem, karizmam bozulmasın diye siteye lazımlıkta otururkenki resmimi koymama kararı aldı. Ben de kendisini destekledim şahsen.

benim kuklalarım var

Bakar mısınız ne kadar çok olmuş sayfamı yenilemeyeli. Hep annemin yüzünden. Bu işte benim hiçbir rolüm yok, ben kendisini hiç yormadım.
Neyse konuyu değiştirelim hemen. Bunlar benim kuklalarım. Kukla, oyuncak bebeklerin telli ve ipli haline deniyor. Telinden tutup ipleri çekiştirdiğinizde ellerini ayaklarını oynatabiliyorlar. Gerçek insanlar gibi. Çok ama çok sevimliler. Erkek olanın kocaman dudakları var. Kız olanınsa beline kadar uzanan kıvırcık saçları var. Onlar, Prag diye uzak bir yerin kralla kraliçesi... Annem öyle söyledi.

Bu kuklaları bana annemin arkadaşı "metal amce" Prag denen o uzak yerden getirdi. Kendisine buradan kocaman öpücükler gönderiyorum. Kutularını açtığımda çok heyecanlandım. Sonra baya oynadık annemle. Aslında biraz daha oynama fırsatım olsaydı kesin ayaklarını bacaklarını hareket ettirebilecektim. Ama tellerle ipleri orama burama dolayıp canımı acıtınca birden ortadan kayboluverdiler... Annem, ben onları oynatabilecek yaşa gelince dönmek üzere Prag'a geri gittiklerini söyledi...

9 Temmuz 2009 Perşembe

ada tatilde 2


video

ada tatilde 1

İşte tatil bitti, biz de döndük evimize. Annem, bir süredir ertelediği fotoğrafları düzenleme işini yoğun istekler sonucu yapmak zorunda kaldı da sayfamı yenileyebildik.

Efendim gelin otelimizden başlayalım: Pek güzeldi otelimiz, biz çok ama çok sevdik burayı. Deniz ve havuzlar harikaydı. Bütün gün ve gece 10'a kadar çocuklar için çeşit çeşit aktiviteler vardı. Yemekler, muhteşemdi. Tüm otel çalışanlarına buradan on puan gönderiyorum. Herkes, sanki beni mutlu etmek için oradaydı.

Otele varır varmaz, bavulları odaya bırakıp hemen havuza koştuk. Kendimi bu muhteşem sulara bıraktım bütün tatil boyu. Cup diye atladım havuzun içine (bakınız bir sonraki video), sonra tırmanıp gene atladım. Çocuk havuzunda kocaman ejderhadan kaydıraklar vardı. Bir de tavşan ve fil kaydıraklar. Ben, en çok tavşan kaydırağı sevdim. Çünkü benim boyuma en uygun olanı oydu. Merdivenlerinden tırmanıp pata küte, fışşşş diye suların içine kaydım.... Etrafa sular sıçrata sıçrata havuzda atlayıp zıpladım...

Yürümeyi öğrendikten sonra kazandığım ikinci zafer, yüzmeyi öğrenmek oldu. Çırp ayakları,at bir iki kulaç, kim tutar Ada'yı?
Bıraksalar hiç çıkmazdım sudan. Balık olmaya karar verdim ben. Artık sularda yaşayacağım...

İşte bu da ne kadar iyi bir yüzücü olduğumun resmi... Arada bir havuzların içindeki fıskiyeleri açıyorlardı. Havuza yağmur yağıyordu. Biz de koşarak yağmurun altından geçtik. Ne kadar eğlendiğimi size anlatamam.

Şu sıralar neden bilmem pek titizim. Elimde bezler, fırçalar orayı burayı ovalayıp duruyorum piş piş diye. Yüzmeye ara verdiğimde ejderhanın gözleri, tavşanın kuyruğu, filin hortumu derken elimde kovam baya temizlik yaptım havuzda. Aslında otel yönetiminin bu değerli çabalarımı görüp beni işe almalarını ummuştum hep burada kalmak için ama sanırım pek farkına varılmadı çabalarımın...
Bu tatil işi, güzel birşeymiş. Annemle teyzem söylemişlerdi de pek inanmamıştım. Hatta, tatil için uzun süre arabada gitmeye de artık itirazım yok. Zaten pek akıllıydım arabada. Bütün yol boyunca (yaklaşık 7 saat) oyuncaklarımla oynadım, biraz uyudum, annemle kitap okudum...

Arada biraz güneşlendim de... Pek bir bronzlaştım. Görseniz inanamazsınız... Bol bol güneş kremi sürdük oramıza buramıza. Annem dedi ki yoksa öyle yanarmışız ki derimiz soyulurmuş. He he derimiz soyulsa ne kadar acayip olurduk değil mi? Bu annemin bazen beni sıkı kandırdığını düşünüyorum....

Kendime krem sürdükten sonra teyzemin de omuzlarına krem sürdüm bolca. Ama asıl annem, babam ve teyzem yandılar beni güneşten korumaya çalışırken. Ben, demiştim onlara benim kremimden kullanın diye ama dinlemediler işte her zamanki gibi.

Sonra denize de gittik. Bir havuz, bir deniz, bir havuz bir deniz... Alev teyzem, kumdan kaleler yapmak istiyordu. Ama pek başarılı olamadı kale yapımında. Ben de kumların ayak parmaklarımın arasına girmesinden pek haz etmedim. Onun yerine rengarenk taşlar ve kabuklar topladık, dalgalarda zıpladık ve yüzdük. Sonra büyüyünce teyzeme kumdan nasıl kale yapılacağını öğreteceğim.

Denizde botlar vardı. Bazı amcalarla teyzeler de balona benzeyen şeylerin ucunda uçuyorlardı. Onlar bana el salladılar, ben de onlara... Ben de uçmak istedim ama annem izin vermedi. Sonra dalgalar vardı. Dalgalar gelince hop diye hopladık.
Anne: Nereye geldik Ada?
Ada: nenis
Anne: Nenisde neler var?
Ada: tas (taş)
Anne: Bi de?
Ada: daga (dalga)
Bol bol şebeklik yaptım. Annemin gözlüğüyle şov yapıp herkesi güldürdüm...
Bakar mısınız şu halime... Bizim ailede ben dışında herkesin gözlüğü var. Hem de böyle güneş gözlüğü değil, beyaz camlı şeyler. Onlardan bakması daha eğlenceli aslında çünkü herşey çarpık çurpuk görünüyor. Ama gözlüklerle oynanmaz çünkü kırılabilirler. O zaman da anneyle baba birşey göremez.
Öğle saatlerinde bol bol gezindim otelin içinde. Arabalar yoktu, ben de özgürce koştum oradan oraya... Ne güzel birşey trafiğin olmaması. Ben bile bu yaşta bıktım usandım bu trafikten...

Her yerde keşdedilmeyi bekleyen bir sürü şey vardı: Böcekler, çiçekler, hatta birkaç kertenkeleyle bir kurbağa bile gördüm. Herşeyi elledim. Herşeyle oynadım. Oradan oraya koştum durdum. Özgürlüğün tadını çıkardım.

Bol bol meyva yedim. Üzümle kiraz favorilerim. Bir de kivi. Bu arada teyzemle çılgınca çikolata tükettik. Sabahları çikolata soslu pankek, öğlen ve akşamda çikolatalı tatlı. Yüzüm gözüm çikolata içinde, zevkten dört köşe yedim yemeklerimi...

Herşeyin biraz tadına baktım. Patates kızartmasının ne kadar lezzetli bir şey olduğunu keşfettim. Annem, ne istiyorsam onu yememe izin verdi. Ben de tatil hakkımı, çikolatayla patates kızartmasından yana kullandım...

Akşamları iskeleye çıktık. Nenis aşağıda pat pat yapıyordu... Teyzem, hiç durmadan peşimden koştu düşmeyim diye.

Sonra küçük bir lunapark vardı tatil köyünün içinde. İşte dönme dolap... Bir sürü çocuk vardı etrafta. Ama daha önce hiç duymadığım şeyler söylüyorlardı. Hiç anlamadım ne dediklerini. Meğer başka ülkelerden geliyorlarmış, bizimkinden farklı bir dilleri varmış. Ama insan, çocuk olduğunda dil bilmeye gerek yok ki anlaşmak için... Gözler yeterli...

Her gece çocuklar için şarkıların söylendiği mini club vardı. Biz de hep birlikte şarkılar söyledik, dans ettik.

Acayip eğlendim. Dans etmesini de öğrendim. Çok çılgın figürler yapabiliyorum artık. Buradaki resimler sizi aldatmasın. Annemin sarhoş Ada dansı adını verdiği bir dans gösterim var. Ama karizmam bozulmasın diye buraya eklemedik. Sadece özel gösterim için...

Böceklerin resmini çekemedik çok hızlılardı. Ama çiçekler öyle güzeldi ki... Hepsi de mis gibi kokuyorlardı. Çiçeklerin bu kadar çok çeşidi olduğunu bilmiyordum. Ankara'da sadece papatyalarla sarı kır çiçeklerini görmüştüm evimizin arkasındaki bahçede. Bir de üfleyince uçuşan ama çiçeği olmayan püfpüfleri. Buradaki çiçekler, rengarenkti. Bazıları küçüçük, bazıları da kocamandı.

Havuz, deniz, güneş, müzik, dans, keşifler derken öyle yoruldum öyle yoruldum ki geceleri yatağa yatar yatmaz beş dakika içinde sızdım. Ve hayatımın en deliksiz uykularını uyudum. Rüyamda yine mavi suları, rengarenk çiçekleri gördüm.
Bu arada geceleri de çok eğlendik. Annem, bize Binbir Gece Masalları'ndan hikayeler anlattı. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde Şehrazat diye çok güzel bir kız varmış. Şehrazat, kral onu diğer kızlar gibi öldürmesin diye her gece bir öykü anlatırmış ona. Öykünün en ilginç yerine gelince keser, anlatmayı diğer geceye bırakırmış şşşşşş...........