30 Kasım 2009 Pazartesi

ben ada hanım nasılım

İkinci doğumgünümü geride bıraktığım şu günlerde biraz bet, biraz aksi, pek bir ben-merkezci ama şirin mi şirinim.
Boyum 90 cm (yüzde 75'lik dilimde), kilom da 12.2 kg (yüzde 50'lik dilimde).
Yoğurt yemem, kırmızı eti sevmem, hele kıyma asla... Süt, çorba, balık, dolma, pilav, tavuk, makarna, omlet, kaşar peyniri ve meyveye hayır demem. Bir de kızarmış ekmek. Bir yaşından bu yana çatalım ve kaşığımla kendi kendime yemeğimi yiyorum. Artık yumurtamı da kendi bıçağımla ben kendim kesiyorum.
Bir sıkıntım yoksa, oram buram ağrımıyorsa geceleri güzel güzel uyurum.
Bu yaz anneannemin çabaları sonucu beze veda ettim. Şimdi rengarenk iç çamaşırlarım var.

Ellerimi pek güzel kullanabilirim. Bir yaşından bu yana makasla kağıt kesebiliyor, büyükler için kitapların incecik sayfalarını dikkatli dikkatli çevirebiliyorum.
Pek bir düzenliyim. Yamuk yumuk şeylere gelemem. Oyuncaklarımı da toplarım, tabi canım isterse. Yoksa bırakırım dağınık kalsınlar.
Benim de kendime göre iyi ve kötü kıstaslarım var. Bu iyi, bu kötü diye düşüncemi hemen beyan ederim...
Çok titizim. Alır elime bezi pırıl pırıl yaparım her yeri.

Gürültücüyüm. Yeni birşeyler gördüğümde, heyecanlandığımda, mutlu olduğumda çığlık çığlığa bağırırım. Ama öyle bağıra çağıra ağlamam hiç. Sessiz sessiz, yanaklarımdan aşağı kocaman kocaman taneler dökerek ağlarım. Böylesi çok daha etkili, deneyin göreceksiniz.
Duygusalım.
Biraz mesafeliyim. Önce uzaktan bakar, sonra yaklaşırım.
Zor arkadaş edinir, ama arkadaşlarımı çok severim.
Pek güzel resim yaparım. İtinayla orayı burayı boyarım.
Kitaplarımı en az oyuncaklarım kadar severim. Annem bana, ben anneme kitap okuruz hep.

Kimse bana zorla birşey yaptıramaz. Ancak ben istersem yaparım. Ama yine de bazen beni doktora götürüyorlar. Bir de üstümü başımı çıkarıyorlar doktorun yanında.
Denize, havuza, kısacası suyla ilgili herşeye aşığım. Bıraksalar balık olur denizde yaşarım. Evde de pantolonumun üzerine mayomu, deniz gözlüğümle şapkamı takar öyle dolaşırım.
Evimi, odamı çok severim. Hiç evden çıkmadan yaşayabilirim. Arada parka, top havuzuna ve denize gitmek için evden çıkılabilir... Bu arada kendi evimizle anneannemin evi dışında hiçbir yerde uyuyamam.
Çantaları, şapkaları ve ayakkabıları çok severim. Kokoşum...

Artık herşeyi kendi başıma yapmak istiyorum. Bazen de yapamayıp kızıyorum. Annem beni kucağına alsın istiyorum sonra da kendi ayaklarımın üstündeyken daha iyiydi diye düşünüyorum. Bazen ne istediğimi kendim de bilmiyorum. Bu aralar biraz kafam karışık.
Ben Ada hanım, işte böyleyim şu sıralar.
Not: Resimler, bu kez ailemle kutladığımız doğumgünü partisinden. Tam da partinin olduğu gün hastalandığım için pek eğlenemedim. Ama gene de çok mutlu oldum. Bu sene ki kutlamalar, iki hafta sürdü. Gelecek yıl üç hafta kutlayacağız. Hala herşeyin üzerine mum yakıp "iyi ki, iyi ki" şarkısı söylüyoruz. Artık 40 yaşında da 40 hafta süren kutlamalar yaparız dedi annem. Yuppiiii

24 Kasım 2009 Salı

nice yıllara minik meleğim

video


Nice yıllara minik meleğim...
Tam iki yıldır seninle uyuyup seninle uyanıyor, seninle nefes alıp seninle büyüyorum...
Senin yediğin kadar doyuyor, seninle birlikte öğreniyorum...
Senin canın acıdığında benim ki daha çok yanıyor...
Artık iki yaşındasın. Bir yılda ne çok şey başardın, ne çok şey öğrendin...
Öyle duygusal, öyle içten, öyle merhamet dolusun... Hayvanlara, bitkilere, senden küçüklere gösterdiğin sevgi, öyle derin ki bilgeliğin insanı şaşırtıyor.
Annelik, bir tür delilik hali... Söylediğin her kelime, gözünün her bir ışıltısı, yemek yerken çıkardığın şapırtı, sevincin, mutluluk çığlıkların, kısacası sana dair herşey beni büyülüyor...
Dünyayı senin gözünden görebilmek için neler vermezdim...
Benim kızım olduğun için, beni annen seçtiğin için sana sonsuz teşekkür ediyorum...
Benim hasır kirpikli, elma yanaklı kızım,
Hayatın hep bereketli, hep uğurlu olsun... Aldığın her nefes çiçek kokulu, ağzındaki her lokma bal kaymak, dokunduğun herşey yumuşacık olsun... Güzellik sarsın dört yanını... İçinden geçirdiğin her dilek gerçekleşsin... Çirkinlik, kötülük, hastalık hiç uğramasın yanına... Canın hiç acımasın... Herşey, hep gönlünce olsun...
Ben, hep yanında ve arkanda olacağım...

20 Kasım 2009 Cuma

kardeşim benim....

Ben, kadınların çoğunlukta ve etkin olduğu anaerkil bir aileden geliyorum... Benim ailemdeki kadınlar, duygularını saklamaz, olanca şiddetiyle yaşarlar... Sevgileri de öfkeleri de büyüktür... Hepsi çalışkandır, onlar için imkansız yoktur. Hani tuttuğunu koparır cinsinden... İnandıkları şey için dünyaya kafa tutarlar... İnanmadıkları şeyi de hayatta hiçbir güç yaptıramaz onlara... Ve öyle özeldir ki ilişkileri, hiçbir şey bozamaz... Birlikte ağlar, birlikte gülerler... Günde kırk kere telefon açarlar birbirlerine. Kimse, birbirinden habersiz hiçbir şey yapmaz. Ve biri yetişin dediğinde ötekiler, fırlar koşarlar anında... Daha telefonu bırakmadan elinden, varırlar yanına... Onlar, benim kadınlarım tıpkı bu iki küçük melek gibi...

Benim iki kız kardeşim var dağlar gibi sırtımı yaslayabileceğim... Onlar olmadan ne yapardım bilmem. Hayatımın en büyük zenginliği onlar... Bendeki kredileri öyle sonsuz ki ve benim de onlardaki kredim... Hani sorgusuz sualsiz çıkarıp böbreğini yüreğini vereceğin cinsten. Ne bir kıskançlık, ne bir paylaşamama hali... Benim olan onların, onların olan benim... Çünkü annem, en büyük zenginliğin kardeşlik olduğunu öğretti bize... Şimdi bizim, bu kızlara öğreteceğimiz gibi...
Biz birbirimizin sevinçlerini, acılarını ve hatta hayallerini paylaşırız... Bilirsiniz başkalarının hayallerini paylaşmak, o hayallerin gerçekleşmesi için çabalamak zordur. Biz, birbirimizin arkasını kollar, birbirimize yol açarız... Kimseye fırsat vermeyiz... Birbirimiz için herşeye katlanırız... Bunlar bize aileden miras, bizden de kızlarımıza....

Ada, öyle seviyor ki Eylül'ü. Minicik ellerini, yanaklarını öpüyor. Bütün bebeklerinin adı Eylül. Biliyorum Eylül de Ada'yı sevecek. Ve birlikte büyüyecekler... Birlikte oynayacak, elele tutuşup birlikte gezecekler... Birlikte genç kız olacaklar... Bizimle paylaşmadıklarını birbirleriyle paylaşacaklar belki... Koruyup kollayacaklar birbirlerini... Tıpkı bizim gibi...
Not: Bu güzel meleğin annesi, güzel Arzucuğum,
Biraraya geldiğiniz zamanlarda sırf Ada üzülmesin diye kendi bebeğini ihmal etme pahasına sürekli onunla oynadığın için sana nasıl teşekkür etsem? Umarım en az senin kadar iyi bir teyze olabilirim...

18 Kasım 2009 Çarşamba

arkadaşlarla ikinci yaş kutlaması

Biliyor musunuz 24 Kasım'da iki yaşında olacağım. Çok heyecanlıyım. Şu iki yıl ne de çabuk geçti, daha dün bebektim, şimdi çocuk oldum. Annemi çıldırtma pahasına artık herşeyi kendi başıma yapabiliyorum. Kendi fikirlerim, tercihlerim var... Şu iki yaş krizi dedikleri şey, beni de etkiledi. Bakıyorum bu büyükler, bir sürü şeyi yapabiliyor, ben de yapmak istiyorum ama ya gücüm yetmiyor, ya boyum kısa geliyor... Çok sinir bir durum bu. Büyükler bir anlasa nasıl zor bir durumda olduğumuzu...
Neyse lafı uzatmayalım. Annem dedi ki bu sene iki parti yapalım: biri arkadaşlarım için, diğeri de aile üyeleri için... Yuppi... İki parti demek, çok çok eğlenmek demek. Banu teyze ile Mira, yolculuğa çıkacakları için geçen Cumartesi ilk partiyi yaptık.

Cumartesi sabah, erkenden kalkıp hazırlandık. Kıyafetimi kendim seçtim. Aslında giyinip soyunmaktan nefret ediyorum ama o gün parti var diye hiç sorun çıkarmadan giyindim :) Sonra yola çıkıp Kuzeyyıldızı'na geldik. Koca salonu bana ayırmışlardı. Her eri süslemişlerdi. Daha kimseler yokken oynadım da oynadım. Oyuncak eve girip çıktım. Atlara, arabalara bindim. Bebekleri masalara oturttum, arkadaşlarım gelince neler yapacaklarını birer birer anlattım.

Derken arkadaşlarım geldiler: Çınar, Emre, Mira, Selin, Yiğit ve Zeynep. Aslında Arda da gelecekti ama yeni evlerine taşındıkları için gelemediler. Teyzelerimle anneannem de oradaydılar. Hatta Eylül de katıldı bize. Sonra bir abla geldi, bize rengarenk balonlardan köpekler falan yaptı.
Ben bu atı pek sevdim, hatta anneme söyledim bir at da eve alalım diye.

Sonra mamişlerimizi yedik. Ben, hemen Arcu teyzemin ıspanaklı pidesine ortak oldum. Çok seviyorum ben ıspanağı. Annem bana ıspanaklı börek yapıyor, ben de hapur hupur yiyorum. Sonra pastama bakmaya gittik Arcu teyzemle. Orda waffle gorup ondan da sipariş ettik. Waffle gelince arkadaşlarımla paylaştım.

Eylül, kalabalığa, gürültüye rağmen akıllı akıllı oturup bize baktı. Kendisini günün onur konuğu seçtik biz de.

Oynadık da oynadık. Ortalığı dağıttık....

Derken pastam geldi.

Önce tek başıma üfledim mumlarımı. Sonra arkadaşlarım da katıldı bana. Garson amcalara mumları yaktırıp yaktırıp üfledik. Herkes bana iyi ki doğdun Ada dedi. Evet ya iyi ki doğmuşum. Annem, babam, teyzelerim ne yaparlardı bensiz...
Arkadaşlarım bana çok güzel hediyeler getirmişlerdi.... Paketleri de birlikte açtık...

Her bir paketi açtıkça mutluluk çığlıkları attım...

Hepsi çok güzel, çok değerli armağanlar benim için... Çünkü arkadaşlarım getirmişler...

Mira, yanağımdan öptü armağanımı verirken....


Bakar mısınız mutluluktan yanaklarım pembiş pembiş olmuş...

Hep birlikte kitaplara baktık...

Herkese ne kadar teşekkür etsem azdır... Çok çok mutlu oldum ben...

Biliyor musunuz Çiğdem teyzem bu şapkayı benim için örmüş. Çok yakışmış değil mi bana...


Sonra dans ettik hep birlikte. Ben teyzemle oynadım. Öyle öyle mutlu oldum ki... İyi ki varsınız arkadaşlarım...
Anneden not: Kuzeyyıldızı'nın tüm çalışanlarına buradan kucak dolusu sevgiler gönderiyoruz. Başka müdürleri Okan Bey olmaz üzere her isteğimizle teker teker ilgilendiler. Çocukların doğumgününü kutlamak için gerçekten harika bir yer. Salon geniş, çocuklar için çeşit çeşit oyuncak var... Yemekleri zaten çok lezzetli. Ve sizin için herşeyi düşünüyorlar... Size de oturup çocukların o göz kamaştıran neşesini seyretmek kalıyor...

13 Kasım 2009 Cuma

yiyelim, içelim, sağlıklı beslenelim...

Geçen haftasonu, Ankara'daki Organik Pazar'da çocuk şenliği vardı. Banu teyze, haydi deyince bizim çete pazarda toplandık. Sloganımız hazır: yiyelim, içelim sağlıklı beslenelim. GDO'lu, hormonlu, kısacası doğal olmayan herşeye, plastiğe naylona hayır diyelim... Ağaç yaşken eğilir, şimdiden naylon poşet yerine bez torbalar kullanmaya başladık. Benim, küçük bir kağıt torbam var örneğin. Anneanneme giderken eşyalarımı ona koyuyoruz annemle...

Giderken Upsy Daisy'i de aldım yanıma arkadaşlarıma göstermek için... Hem o da gezsin biraz, dünyayı öğrensin... Bak Upsy Daisy, burası pazar... Ben de ilk kez geliyorum haydi herşeyi keyfedelim...

Zeynep'le annesi Neslihan teyze, Mira'ya annesi Banu teyze ve babası Cenk amca ve Selin'le annesi Çiğdem teyze (kısacası bizim çete) toplandık pazarda.

Önce karnımızı doyurduk. Patatesli, peynirli, kıymalı çok güzel gözlemeler vardı. Yanında da ayran. Birbirimizi yerken görünce aşka gelip gözlemeleri göbüşlerimize gönderdik. Selin'le ben, ayranlarımızı karıştırdık bir ara. Birazı yere dökülmekle beraber üç kutuya yakın ayran içtik...

Selin'in de minik bir Upsy Daisy'si vardı. Resme bakıp yalnış anlamayın: Kesinlikle kavga etmiyoruz. Bilakis, sohbet edip gülüşüyoruz...

Pazarı gezerken her tezgahta birşeyler ikram ettiler bize. En çok bu dut kurusu satan amcanın önünde kaldık. Hepimiz avuç avuç dut kurusu yedik. Galiba en çok da Mira yedi. Çünkü annesi kucağına alıp uzaklaştırmasa Mira, tezgahın önünden ayrılmayacaktı...

Sevgili Mira, bizi de besledi elleriyle... Hepimize teker teker dut kurusuyla ekmek yedirdi... O ye dedi biz de yedik...

Sohna Zeynep'le takıldık biraz. O bana anlattı, ben ona... Ne olacak bu dünyanın hali dedik, bir yanıt bulamadık.... Belki büyüyünce...

Zeynepçiğime üzülme sevgili arkadaşım herşey çok güzel olacak dedim...

O da bana evet Ada herşey yoluna girer dedi de rahatladık.... Seviyoruz biz birbirimizi ya...

Bunlar saman balyasıymış, annem öyle dedi. Üzerlerine basmak pek eğlenceliydi. Aslında bunları gösterileri izleyen ablalarla abiler otursun diye koymuşlar. Biliyor musunuz atlarla inekler bunları yiyormuş... Hiç hoş değil....

Atladım zıpladım çok güzel bir gün geçirdim...


Daha bitmedi... Bir gece önce de sevgili Sibel teyze ile Emre'ye konuk olduk. Üç kız üç oğlan gene çok eğlendik...

Annelerimizin ortaya serdiği kocaman bir kağıda boya yaptık. Sermin teyzenin söylediği şarkılarla dans ettik... Çınar benim Scooby Doo'lu crocslarımı çok sevdi..

Sibel teyze, yaptığımız resmi duvara asmak istiyordu ama olmadı. Çünkü boyama çalışmaları bitince bu kez de kağıt parçalama oynadık... Sibel teyze, o güzel akşam ve güzel mamişler için kucak dolusu sevgiler sana...

9 Kasım 2009 Pazartesi

hoşçakal buffy

Buffy gitti... Melek oldu güzel kızım...
Artık acı çekmeyecek...
Şimdi acı çekme sırası bizde...
Bir köpeğin yokluğunun verdiği acı nasıl anlatılır ki bilmeyenlere...
Onlar kapıda karşılayıp üstüne atlamıyorsa eğer o evin ev olmadığı...
Güzel başlarını yaslayıp kucağınıza o koca gözleriyle neler neler söyledikleri nasıl anlatılır...
Daha birbirlerini sevmeyi beceremeyen insanlar, bir köpeğin yüreğindeki o koca sevgiyi anlayabilir mi?
Güle güle git kızım... Huzur içinde uyu...
Sen o güzel gözlerini bıraktın bize...
Güle güle...

4 Kasım 2009 Çarşamba

çocuk olmak


video

"Çocuklar, iyi zaman geçirmeyi pek çok yetişkinden daha iyi bilirler. Çünkü gülmeyi bilirler. Onları güldürmek için fazla bir şeye gerek yoktur. Gülerler, çünkü bu onlara kendilerini iyi hissettirir.
Çocuklar,neşeli ve doğaldırlar. Her şeyi ince eleyip sık dokumazlar. Sadece var olmakla meşgul olurlar.
Çocuklar, sürekli büyülenirler. Meraklıdırlar. Bir kaya, bir böcek, çamurlu bir su birikintisi çocukları hayrete düşürür. Herşey içine girilmesi gereken yeni ve heyecan verici bir yaşantıdır. Yetişkinlerse kendilerini kapatırlar. Gerçekte kayalar, böcekler ya da çamurlu su birikintileri hakkında çocuklardan daha fazla bilgi sahibi değildirler.
Çocuklar, her şeyi kabul ederler. Önyargıları yoktur. Sizi kabul ederler,şartları kabul ederler. Sezgileriyle bilirler ki insanın akıl sağlığını koruması için kendini olayların akışına bırakması gerekir.
Çocuklar, dürüsttürler.
Çocuklar, büyük bir esnekliğe ve kararlılığa sahiptirler. Bir şeyi isterlerse asla vazgeçmezler. Dayanıklılıkları takdire şayandır. Yürümeyi öğrendiklerinde yürür, yürür,yürürler. Düşerler ama tekrar kalkıp yürürler.
Çocukların inanılmaz bir hayal güçleri vardır. Bu kadar çabuk öğrenmelerini, öğrendiklerini unutmamalarını ve gelişmelerini sağlayan da bu hayalgüçleridir.
Çocuklarla vakit geçirin. Gülmek, doğallık, merak, kabul etme, esneklik, güven, kararlılık ve hayal gücü hakkında onlardan çok şey öğrenebilirsiniz."
Andrew Matthews - "Mutlu Olmak".

2 Kasım 2009 Pazartesi

yaz bitti

Yaz bitti işte. Hatta neredeyse sonbahar bitmekte... Bir türlü yayınlanamamış, kıyıda köşede kalmış fotoğrafları derleyip noktayı koymalı... Şimdi yeni bir mevsimi kucaklama zamanı...

Bu, benim ikinci yazımdı. İlkinde öyle küçüktüm ve kendi başına hareket edebilme işiyle öylesine meşguldüm ki yaz olduğunu anlamamıştım pek. Oysa 2009 yazı, benim bu mevsimle gerçekten tanıştığım, hayatımın en çok ilkini yaşadığım zaman... İlk kez pikniğe gittim örneğin. İlk kez dondurmanın tadına baktım.

Yeni arkadaşlıklar ekledim varolanların üstüne. Varolanlarıysa pekiştirdim... Sarılmayı, öpmeyi, sevdiklerimi görünce mutlu olmayı, onlara dokunmayı öğrendim...

Yemek yemekten zevk almayı, hatta sevdiklerimin üzerine ekmek batırmayı öğrendim...

Yeni yerlere götürdü annemle teyzem beni. Gittiğim her yerde değişik şeyler çıktı karşıma. Kimini biraz ürkerek uzaktan, kimini çığlık çığlığa koşarak keşfetmeye çalıştım...

Dışarıda çok eğlendim ama evimizin de tadını çıkarmayı öğrendim. Hatta evimize gidelim demeyi öğrendim....Odamda oyuncaklarımla oynamayı, kitapların resmine bakmayı, boya yapmayı öğrendim... Annemin gösterdiği iki kıyafetten birini seçip, ters falan da olsa kendi kendime giyinmeyi öğrendim...


Çufçuflara binmeyi, Miki'yle düdüt kullanmayı...

Ellerimi çırpmayı öğrendim....

Teyzemle kız kıza takılmayı, bilgisayarda eşleştirme oynamayı öğrendim...

Atladım, zıpladım, parka gidip salıncaklara bindim, kaydıraktan kaydım...

Top havuzuna atlamanın ne kadar eğlenceli olduğunu keşfettim...

Mamalarımı Efe'yle paylaşmayı, onu ellerimle beslemeyi, sonra da onunla saklambaç oynamayı öğrendim...
Afyon, Bursa, Antalya... Bir sürü yere gittim, bir sürü törene katıldım... Yüzdüm güneşlendim... Oynadım, oynadım... Herşeyin tadını çıkarmaya çalıştım. Arada düştüm, biraz canım acıdı... Ama annem öpünce geçti. Dişlerim çıktı, boyum uzadı, hatta biraz da kilo aldım... Bu benim ikinci yazımdı... Doyasıya yaşadım... Daha nice yazlara efendim....