30 Aralık 2009 Çarşamba

teşekkür

İçinde yaşadığım bu güzel dünya için

Başımı kaldırdığımda beni kucaklayan sonsuz gökyüzü için,
Bir işim
Ve bir evim olduğu için,
Masamdaki ekmek
Ve kitaplarım için,
Kendimi bulma yolunda karşıma çıkan bilge insanlar için,
Her zaman arkamda olan, beni destekleyen, beni ben yapan annemle babam için

Hayatımdaki en büyük zenginlikler olan kardeşlerim için

Olmayan erkek kardeşimin yerini dolduran bu yakışıklı için

Bu melek için
Bana sevmeyi, ait olmanın ayrıcalığını öğreten ailem için

Beni olduğum gibi kabul eden, düşlerimi paylaşan eşim içinResim Ekle
Bana köpek gibi sevmenin ne demek olduğunu öğreten oğlum için
Kısmetim, zeytin gözlü kızım için

Ve en çok da bu mucize için

Tanrım sana binlerce kez şükürler olsun...
Ben çok zengin bir insanım. Biten yılın ardından hesap kitapların, yeni yıl içinse plan ve programların yapıldığı şu günlerde benim tek isteğim, sevdiklerimin sağlıklı ve mutlu olması.
Başka hiç birşey istemem...

28 Aralık 2009 Pazartesi

anne olmak...

Anne olmak,
Bir yandan tüm dünyaya karşı duracak kadar güçlü olmak,
Bir yandan da bir minicik virüs yüzünden çaresiz kalmak demek
Anne olmak,
Bu devasa güç ile bu korkunç çaresizlik arasında anlatılmaz bir ikilem demek
Kendine rağmen hatta kendine karşı yaşamak demek anne olmak
Sürekli gözünün pınarında düşmeye hazır bir damlayla yaşamak
Derinin sinir uçlarını açıkta bırakacak kadar incelmesi demek
Anne olmak,
Onun yediği kadar doymak
Düştüğünde ondan çok acı çekmek demek
Bir yanının hep yarım kalması
Bir başkasının geleceğini düşlemek demek
Yaşamın anlamını kavrayıp
Sırf onun için, onun büyüdüğünü görmek için yaşamak istemek demek
Paranoyanın zirvesine tırmanıp
Görünmez düşmanlara savaş açmak,
Estetik duygusunu yitirip başka herşeye körleşmek
En iyinin, en güzelin o olması demek
İçinden çılgınca herşeyi onun için yapmak gelirken
Öğrenmesi için geride durabilmek demek
Kabul etmek demek karşına en kötüsü çıksa bile
Anne olmak,
Kalıcı bir delilik halinde kaybolmak
Bir daha asla eskisi gibi olamamak
Gözünün hiç birşeyi görmemesi demek
Tek bir ortak paydada buluşup
Dünya nüfusunun dörtte biriyle aynı dili konuşmak demek...
Not: Anneme ve dünyanın tüm annelerine ithafen yazılmıştır.

20 Aralık 2009 Pazar

ahhh şimdi...

Şimdi içinde bana ne istersem verecek yakışıklı cinin yaşadığı sihirli bir lambam ya da sihirli deyneğini sallayıp düşleri gerçekleştiren tombiş bir perim olsaydı... Ne isterdim? Önceden anlaşalım hayal benim hayalim, sayı yok, sınırlama yok, canımın istediği herşeyi dileyebilirim:
- Bölünmek isterdim. Nasıl mı? Şimdi sabah kalkınca amipler gibi bölüneyim, bir Umur, iki Umur, üç Umur... Biri işe gidip para kazansın, öteki oturup kitap çevirilerini yapsın, bir başkası ev işleriyle yemeği halletsin, bir Umur kütüphaneye gidip tezi bitirsin, hatta biri de uyumaya devam edip ötekiler için dinlensin. Ben de bütün gün Ada ile takılayım, ana kız ışınlanıp Peru'daki tapınaklara tırmanalım, oyun oynayalım... Sonra gece olunca bütün Umurlar gelip birleşsinler yine. O şahane bütünlük duygusuyla güzel güzel uyuyayım...
- Tabii ki ışınlanmak isterdim. Hani varsa bir yerlerde bu konuyla ilgili deney falan yapan bir bilimadamı kendisine sesleniyorum: Ben kobay olmaya gönüllüyüm, gelin beni alın. Şimdi düşünün: Gözlerinizi kapatıyorsunuz hoooop istediğiniz yerdesiniz. Trafik derdi yok, bilet alma, bavul hazırlama derdi yok, saatlerce süren yolculuk yok, vize yok... Her yeri gezeyim... Bugün Amazon Ormanları, yarın Kamboçya, gelecek hafta canım nereye isterse...
- Dünyanın bütün kütüphaneleri beni fahri üye ilan etsin. Hatta okumak istediğim kitapları bizim eve göndersin. Ben okudukça iade ederim...
- Zaman satan bir yer bulayım. Ver bana beş saat diyeyim beş saat versinler. Hatta sık sık kampanya olsun bu dükkanda. Bir alana beş versinler. Beş saat alınca 25 saatim olsun...
- En yakın arkadaşım, Gabriel Garcia Marquez olsun. Ben ona yemek pişireyim o bana anlatsın, anlatsın, anlatsın. Bir sonraki kitabının adı Umur'a Mektuplar ya da Umur'lu bir şey olsun.
- Bütün dilleri bileyim... Matrix'deki gibi kafama bir USB kablosu takayım, ne istersem beynime yükleyeyim... Mesela çok iyi bir eskrimci olayım, bilgisayarda iki tuşa dokunup her aradığımı bulayım...
- Zamanda yolculuk edeyim. Gözlerimi kapayayım hooop Mozart'ın yanında açayım. Yeni operası için birlikte libretto yazalım. O bana yardımlarım için teşekkür ederken ben yeniden kapayayım gözlerimi bu dinazorlar neden yok oldu anlamak için taa insanın olmadığı zamanlara gideyim... William Blake ve Lord Byron'la da tanışmak isterim. Bir de Dostoyevski, Cesare Pavese, John Milton, Shakespeare, Schopenhauer, Nietzsche, Van Gogh, El Greco, Leonardo da Vinci... Ortaçağ şövalyeleri ile at bineyim dıgıdık dıgıdık... Benim de kabarık etekli elbiselerim olsun (korse giymem)... Mayalarla İnkaların, dağların tepesine o tapınakları nasıl yaptıklarını seyredeyim...
- Sonra hayvanların dilinden anlamak, onlarla konuşmak isterim. Efe ve Maya ile otursak mesela sorsam onlara yavrularım ne düşünüyorsunuz, var mı bir sıkıntınız? Onlar da anlatsalar ne olacak bu dünyanın hali...
- Limiti limitsiz olan bir kredi kartım olsun. Dünyanın dört bir yanında, tarihin her anında geçerli olsun. Geri ödemesi olmasın... Ooo Umur Hanım, size hizmet etmek bizim için zaten çok büyük bir şeref, ödeme yapmanıza gerek yok desin bankadakiler... Bir daha parayla, hesap kitapla hiç işim olmasın...
- Bana bir ada versinler, üzerine de bir ev yapsınlar, orada yaşayayım. Ama adada böcek falan olmasın korkarım... İnsanlar da olmasın. Sadece sevdiklerim... Biraz kafamı dinleyeyim...
....
Not: Çaktırmayın ben bu haftasonu nöbetteyim. İş başında hayal kurulur mu demeyin... Kurulur, hatta kurulması gerekir. Hayal kurmak iyidir. İnsan, kendini çok iyi hissediyor... Haydi siz de kurun... Bakayım siz neler isteyeceksiniz? Hem kimbilir lambadaki cinle, tombiş peri gelmezse Noel Baba gelir... Noel Baba, yukarıdakilerin hepsi şart değil, birkaçı da olur...
Ada'ya not: Adacığım, yukarıdaki resim Gabo amcanın. Hani doğmadan önce sana kitaplarını okuduğum amca. İnşallah yakında bizim eve sık sık uğrayacak...

18 Aralık 2009 Cuma

hediyelerimiz geldi :)

Yeni yılın ilk hediyelerini aldık biz. Ada'ya Montessori Grubu'ndaki çekilişten, bana da sevgili Füsun'un düzenlediği çekilişten... Büyük bir şans eseri ikisi aynı anda geldiler. Benimki önce gelse bütün paketlerin, hediyelerin kendisi için olduğunu düşünen bizim minik cadı ne yapardı bilmem... Benim hediyem, İzmir'den sevgili Filiz'den, Ada'nınki de Kocaeli'nden Füsun ve dünya tatlısı Defne'den geldi. Şu paketlerin güzelliğine bakar mısınız....

Hediyelerimiz geldiğinde Ada uyuduğundan resimlerini çekebildim. Küçükhanım uyandığında bir heyecan koşturdu odasına... Ve çılgınca bir mutluluk... Bazen onunla birlikte yeniden çocuk olmayı öyle çok istiyorum ki...

Sevgili Füsun, öyle güzel bir paket hazırlamış ki Ada için. Ona bu muhteşem özeni ve duyarlılığı için sonsuz teşekkürlerimi ve kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum. Hemen kitabımızı okuduk. Buradan herkese öneriyorum bu kitabı... Anne, tilkinin yavru tilkiye sevginin nasıl birşey olduğunu açıkladığı harika bir kitap... Puzzle, zaten çok güzel. İki gündür Ada'nın elinden düşmüyor. Daha önce hiç geometrik biçimlerin olduğu bir puzzle almamıştım ona. Yanlış yaptığımı anladım... Şimdiden hepsini yapıyor Ada....

Ama bu kart, bu kart çok özel... Öylesine paha biçilmez ki benim için. Bu, birinin oturup benim için, Ada için emek vermesi, zaman harcaması, bizi düşünmesi ve sevmesi demek... Ada, büyüyene kadar ben saklayacağım bu kartı. Sonra da o saklayacaktır eminim... Nasılsa Defne ile Ada, o zamana kadar çoktan tanışmış ve iki iyi arkadaş olmuş olurlar...
Benim hediyem mi? O da öyle narin ve güzel ki... Sevgili Filiz, inceliğin, kartın, yazdıkların beni öylesine mutlu etti ki nasıl anlatsam...
Ben, bu armağanları birer bağ gibi görüyorum. Bu sayede üç farklı kentte dört kişi ile çok özel bağlar kurdum. Benim için dünyalara bedel...
Böyle başlayan bir yıl, eminim harika geçecektir...

15 Aralık 2009 Salı

hediyelerimiz ve adaloglar 2

Efendim bir heyecan hediyelerimizi aldık, Ada ile paketledik (anne, sonradan o paketleri hiç beğenmeyip tekrar yaptı) kargoya verdik. Arkasından bay bay yaptık.

Ada, önce hediyelerin onun için olduğunu düşündü ve neden paket açmak yerine paket yaptığımıza pek bir şaşırdı. Ama sonra durumu açıklayınca çok hoşuna gitti. Arda'ya kucak dolusu sevgilerini gönderdi... Ardacığım, bu video senin için.

video
Bu arada Ada, son zamanlarda konuşmayla ilgili büyük bir ilerleme kaydetti. Şimdiye kadar o kıvırcık kafasında biriktirdiklerini sular seller gibi döktürmeye başladı. Bugün şaşkınlıktan çenemi düşüren iki Adalogu yazmam gerek.
Verdiğimiz siparişi getiren ağbi, her kapı çalanı büyük bir çoşkuyla havlayarak karşılayan Efe hızla üzerine koşunca biraz çekindi. Aslında bizi ve Efe'yi tanımasına rağmen boş bir anına geldi sanırım. Bunu gören Ada, koşup duruma el koydu:
- Abi koykma
Sonra Efe'ye buyurdu küçükhanım:
- Efe, şuş otuy.
Ve benim lafımı dinlemeyen on kiloluk canavar, Ada'nın yanına gelip kös kös oturdu...
Akşamsa Efemiz, küçük bir alerji krizi yaşadı yine. Köpeklerin sağlık sorunları sahiplerine benzermiş. Güzel oğlum da benim gibi alerjik bir bünyeye sahip. Bu krizler, ne olduğunu anlamadığı için onu pek korkutur. Biz Efe'yi sakinleştirmeye çalışırken bizim cadı koşup gene müdahil oldu olaya.
Efe'nin önüne diz çöküp oturdu:
- Ada buyda dedi. Sonra uzatıp minicik elini kardeşinin başını okşadı. Efemiz de onca korkmuş olmasına karşın uzanıp Ada'nın elini yaladı.
Gözlerim doldu. Ne ara Efe'yi sahiplenip varlığıyla koruyacak kadar büyüdü benim kızım bilemedim...

13 Aralık 2009 Pazar

noel ağacımız

Bu yıl noel ağacımızı ben süsledim...
Annem, ağacımızı ve süslerimizi kutudan çıkarınca sevinç çığlıkları attım önce. Sonra annem, süsleri ağaca nasıl takacağımı gösterdi. Ben de sepetin içindeki süsleri teker teker alıp ağacımıza taktım.

Babam da rengarenk ışıklar taktı. Fişe takılınca rengarenk oluyor ağacımız. Ama elektrik varken ağaca dokunulmaz. Asla...

Annem dedi ki bu şimdiye kadar gördüğü en güzel noel ağacıymış. Çünkü ben süsledim. Siz de beğendiniz mi?

Ağaç süsleme işi pek yordu beni. Efeciğim de yorulmuştu. Biz de sarıldık birbirimize, güzel güzel uyuduk...

9 Aralık 2009 Çarşamba

çakma kum havuzu

Saat gece yarısını çoktan geçmiş, nöbetten yeni dönmüşüm. Ama yatıp uyumak yerine hemen video ve fotoğrafları eklemem, sayfayı yenilemem lazım. Neden? Çünkü biz de aktivite yaptık, hem de çok eğlendik.
Hayatta kıskanç bir insan olmadım ben. Tabii ki kıskandığım bir kaç kişi var: Mesela Orhan Pamuk. Keşke benim de onun gibi tek yapmam gereken okumak, araştırmak ve yazmak olsaydı. Bir de Gabriel Garcia Marquez ve Umberto Eco ile şöyle uzun uzun sohbet etme şansını yakalamış insanlar... Gabo'yla oturup sabaha kadar laflasaydık... Bana Yüzyıllık Yalnızlığı nasıl yazdığını, Kolombiya'daki olaylarla ilgili düşüncelerini anlatsaydı. Hatta başka yazarların dedikodusunu yapsaydık... Ah ah...
Nereden nereye... Neyse biz konumuza dönelim. Ben bu aktivite üreten ve yapan anneleri de pek kıskanıyordum uzun zamandır. Sonra kıskanmakla elimize birşey geçmez, artık harekete geçme zamanı deyip çakma kum havuzumuzu yaptık. Sevgili Füsun'a bize ilham verdiği için buradan kucak dolusu sevgiler gönderiyoruz. Kendisi, benim favori annelerimden biridir.
Ada, pek sevdi kum havuzunu. Fakat biz, resim çizmek yerine, işi biraz da bilimsel aktiviteye dönüştürdük. Sevgili kızıma bir küçük değirmen alıp bu vesileyle hareket yasaları ve enerji konusunda da bilgi verdim. O beni pek umursamayıp bir yandan BabyTV izledi bir yandan da küreğiyle kum doldurdu. Ama ben onu bilirim, kesin söylediklerim o iki kulağı arasındaki recorder'a kaydedilmiştir.

Aktivitemizi gururla sunarız efendim...

video
Not: Çakma kum havuzu yapacaklara yere mutlaka birşeyler sermeleri şiddetle önerilir. İlkinde heyecandan sermemiştik. Evimizi temizlememiz hayli uzun sürdü.