11 Ocak 2010 Pazartesi

iki yaşında olmak

Şimdi siz şikayet ediyorsunuz ya bizden, yaptıklarımızdan... Hatta bir de isim takmışsınız "iki yaş krizi" diye... Ah bir bilseniz bizim yaşadıklarımızı böyle konuşmazdınız işte...
Haydi bizim yerimize koyun kendinizi. Dizlerinizin üzerine çömelip yeniden 80-90 santimetreden bakın bakalım dünyaya. Herşey ne kadar yukarıda, ne kadar büyük ve ne kadar uzakta görünüyor değil mi? Kocaman bir dünyaya karşı küçücük bedeniniz... Ne boyunuz yetiyor yüksek bir yere ulaşmaya, ne gücünüz yetiyor biraz ağır bir şeyi kaldırmaya... Oysa çevrenizdeki yerden yüksek kişiler, size pek zor gelen her şeyi çok basitçe yapıveriyor nasılsa.
Tüm o tırmanmalarımız, atlayıp zıplamalarımız, orayı burayı kurcalamalarımız kendi güçsüzlüğümüze bir başkaldırı aslında. Boyumuz yetmiyorsa açar alt çekmeceleri üzerine basarız, kaldıramadığımız şeylerin üzerine çıkarız. Ne yapalım yani...

Herşeyin yeni olduğu bir yer düşleyin. Hani siz de bir mağazaya girdiğinizde etrafa bakınmak, onu bunu ellemek istiyorsunuz ya... İşte dünya da öyle bir yer bizim için. Keşfedilmeyi bekleyen şeylerle dolu... Durup bakınmak, ellemek, ağzımıza götürüp tadına bakmak istiyoruz. Ama çekiştiyorsunuz oramızı buramızı... Hayır, ellenmez, tehlikeli, olmaz... Anlayamıyoruz biz neden ellenmez, neden olmaz...
Hep aceleniz var. Çünkü koşturacağınız yerler var. Ama bizim yok. Bizim tek işimiz, keşfetmek. Bunun için de zamana ihtiyacımız var. Ama siz hiç durmadan haydi haydi derken, elimizden tutup çekiştirirken, bizi de sizin hızınıza uymaya zorlarken nasıl keşfedebiliriz ki dünyayı? Biz, sakin sakin, yavaş yavaş, herşeyin tadını çıkara çıkara yaşamak istiyoruz çünkü ne bir yapılacak işler listemiz var, ne yetişmemiz gereken bir yer...
Pembe çimenler, kırmızı bir gökyüzü çizmek istiyoruz. Yeşil bir güneş gülümsesin tepemizde istiyoruz. Ama olmaz diyorsunuz hemen, çimenler yeşil, gökyüzü mavi olacak. Sizin düş gücünüz sınırlıysa, hatta hiç yoksa biz ne yapalım? Neden kendinize benzetmeye çalışıyorsunuz bizi? Bırakın bizi kendimiz olalım...

Büyümenin ne kadar zor, ne kadar ağrılı bir süreç olduğunu biliyor musunuz? Ya hiç durmadan uzamaya, gelişmeye çalışan kemiklerimizin ne kadar canımızı yaktığını. Bilmiyorsunuz değil mi? Ya sizi beklemenin ne kadar zor olduğunu biliyor musunuz?... Bu dünyada güvenebileceğimiz tek varlıkların bırakıp bizi gittiklerinde neler hissettiğimizi... Bütün gün yolunuzu gözleyip ya bir daha dönmezlerse diye nasıl endişelendiğimizi... Bilmiyorsunuz... Anlatamıyoruz derdimizi. Aslında biz anlatıyoruz ama siz anlamıyorsunuz. Çünkü istiyorsunuz ki biz sizin dilinizi öğrenelim. Siz bizim dilimizi öğrenmek için hiç çaba harcamıyorsunuz... On kere tekrar ettiğiniz şeyi anlamayan, yüzünüze ya boş boş ya da acı çekiyormuş gibi bakan birinin karşısında siz de çıldırırdınız... Bir de yerden yüksek insanların geçip karşımıza agucuk, gugucuk diye acayip şeyler yapması yok mu... İnsan ister istemez çileden çıkıyor.

İstiyorsunuz ki pek sık karşılaşmadığımız insanlar bizi havaya kaldırdığında sessiz sessiz duralım, hatta bir de gülücükler saçalım. Oysa siz de yabancılara gülümsemiyorsunuz, onlara sarılmıyorsunuz değil mi?
Evet bizi seviyorsunuz, ama saygı duymuyorsunuz işte. Etiketliyorsunuz... Ya yaramazız sizin gözünüzde ya iki yaş krizindeyiz. Hayır, hayır, hayır... Biz sadece günü yaşayan, kimi şeylerden çılgınca mutlu olup bazı şeylere de kendimizin bile anlamadığı bir biçimde sinir olan küçük insanlarız...
Ah ah bir Nietzsche amcamız anlamış bizi... Size bizim gibi olmanız gerektiğini söylemiş ama yazık ki onu da anlamamışsınız:(

33 yorum:

Doğa dedi ki...

Çok güzel bir yazı..keyifle ve ders alarak okudum...Empati yapmak gerek mınık meleklerımızle ...ama bazen bunu basaramadıgımı goruyor ve uzuluyorum...

Senı ve kucuk melegımı optum..
Şenay

füsfüs dedi ki...

umurcum yine harikasın canım, çok güzel bir yazı, harika tespitler, öpüyorum sizi kocaman

Burcu dedi ki...

Bak kendimi suçlu hissettim şimdi :( Bu arada şu kelime doğrulatmayı iptal etsene Umurcum..

kirazsevdasi dedi ki...

cok haklisin Ada'cım cook

Eko Anne dedi ki...

Umur;
İşte altına imzamı atacağım bir yazı. Çok güzel yazmışsın. Ben hep onların gözünden dünyaya bakıp ona göre davranmaya çalışırım. Sen de onların acılarını, zorluklarını güzel anlayıp anlatmışsın.. Yazına link ver anasayfadan arkalarda kaybolup gitmesin.

Zeynep dedi ki...

Umur' cum eline sağlık, ne güzel bakmışsın onların penceresinden. Eko Anne haklı kaybolup gitmesin bu yazı, 80-90 cm' e inip, oralardan bakmayı unuttukça dönüp dolaşıp okunmalı. Sevgiler.

Filiz-Yiğitin annesi.. dedi ki...

Umurcum,ne güzel yazmışsın,ne kadar doğru..
Ada ne güzel suluboya yapıyor,bayıldım resimlerde..çok öpüyorum sizi.

ELİF dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş, resmen acıdım hallerine:)))

AYÇA dedi ki...

Haklisin umurcum hemde çok haklisin. Dersimi çıkardım bu yazıdan :)

ada dedi ki...

Akıllı adaşım, ne güzel anlatmışsın yaşadıklarınızı. Gerçekten de biz yerden yüksekler, sizin neler hissettiğinizi, ne düşündüğünüzü umursamıyoruz çoğu zaman. Ama biz de pek güç durumdayız ya. Koştur koştur. Büyük olmak da zor, küçük olmak da. Öpüyorum seni o pembe yanaklarından. Bu arada önlüğüne bayıldım. Ben de istiyorum.

meltem dedi ki...

ay çok güzel yazmışsın..
işte bu dedim, onların yerine koydum bi an kendimi:)
dizlerimin üstünde küçük hüsammetin gibi hayal ettim amanın korktum:D
çok doğru tespitler yapmışsın, eline sağlık

Belkıs dedi ki...

Umurcum harikasın. Ben Eceyle zamanımı "şu koltuğa otursana, aman orda rahat edemezsin, pantolunun mahfoldu" diyenlere inat 80-90 cm olarak geçiriyorum elimden geldiğince. Kimisi garip garip bakıyor suratıma, kimisi olayın farkında :)
Okutmalı bu yazıyı yaymalı herkeze bence, süper olmuş.

Limonlu Turta dedi ki...

Efendim, anasına bak kızını al diye boşuna söylememişler. Böyle dolu, böyle derin ve böyle hassas annenin kuzucuğundan da böyle sözler dökülür tabii:))
Su damlam yine harika bir şekilde anlatmışsın halinizi. Bütün 2 yaş arızalı! küçük ergenlerin hislerine tercüman olmuşsun. Ben hem senin hem annenin o bal yanaklarından öperim. Biz büyürken aklımızı fikrimizi geliştiren, bizi biz yapan bazı mühim insanların, zaman zaman, yeniden ve yeniden okunması gerektiğini hatırlattığın için de teşekkür ederim.

Aklımdakiler... dedi ki...

Evet haklısın ve evet haklılar.. Çok güzel yazmışsın, basıp yanımda taşımayı düşünüyorum hatta izin verir misin?

ve ben yine neden ağlıyorum peki?????

GüCüBe dedi ki...

Çok keyifle okudum elifciğim ve çok haklısın/ız bence, anneciğine sor bakalım kelime doğrulama çok gereklimiymiş :)

Sevgiler.

Şule-Bilge'sMum dedi ki...

umurcum öğle arası büyük bir keyifle okudum satırlarını,çok güzel...

ÇINAR'IN OYUNCAK ÇANTASI dedi ki...

Umurcum yine büyük bir keyifle okudum satırlarını..Hem gülümsedim, hemde kzıdım kendime. Bazen Çınar'ın ufacık olduğunu ne büyük bir bencillikle atladığımı anladım birkez daha... Güzeller güzeli Ada bebeği çok öpüyorum. Sevgiler

Iraz dedi ki...

Harika, ben de bu ara buna benzer birşeyler yazmak istesem de hep diyorum ki sus Iraz, oğlun sadece 18 aylık, belki de gerçekten terrible two vardır!!!
Yani tabiki terrible two var ama bu bizim isimlendirme derdimiz sanırım,adına "büyümenin zor zamanları, biraz empati lütfen" denilebilirmiş gayet rahat!!!
Pek bilimsel olmadı ama :)

Demet dedi ki...

ah bizler ah sizden ögrenecek ne çok şeyimiz var.. ne güzel yazmışsın gene annesi çok öpüyorum..

Hilal dedi ki...

Çook güzel tespitler. Bu yazıyı hiç unutmayacağım. Kızım şimdi çok küçük ama iki yaşına geldiğinde dünyaya onun gözünden bakmam için beni uyandıran bir yazı oldu bu. Elinize sağlık:)

ilknur dedi ki...

ne guzel bir yazı.bizde ankaradayız aynı zamanda adaşız öptük

Hilal dedi ki...

Bu güzel yazının üzerine bir ödül vermemek olmazdı. Çocuk ruhu ödülünüzü almak için lütfen geliniz.

Özden dedi ki...

Umurcum yine yaptın yapacağını, harika bir ayı olmuş ellerine, emeğine sağlık. Bu arada Ada günden güne daha mıncıklanası bir hale geliyor, napacaksınız bu sevimlilikle bilemiyorum...

Başak dedi ki...

Umurcum çok ama çok güzel bir yazı.Arada açıp okuyacağım.Adoşumun her hali de birbirinden güzel.Öpüyorum kocaman.

sib dedi ki...

cok ozledik siziiiii

Odil Sezen Metin dedi ki...

Dosdoğru bir yazı.. Keşfetmek, keşfetmek.. Buna yeterince izin verilmeli..
Ve şu sözün:'Bırakın bizi kendimiz olalım' bu hepsinden de dosdoğru...

Decaf Latte dedi ki...

nasil keyifle okudum umurrrr... kalemine, yuregine bin tesekkur...

meldi dedi ki...

Umur tebrik ederim bizim kuzuların dile getiremediklerini ne güzel yazmışsın. Biraz daha sabır biraz daha anlayış biraz empati.
Yazın kulağıma küpe olacak :)

esra dedi ki...

umur, süper yazmışsın yine.. kendimizi onların yerine koymaya başlayınca herşey çok daha kolay oluyor..

canım bir ara bana uğrar mısın ? sana bir çiçeğim var.. sevgiler

Berna dedi ki...

Yetişkinler azıcık şu empatiyi kurabilseler, bebişler için daha rahat olabilir bazı şeyler. Herkes yazmış zaten yorumlarda, gerçekten çok iyi bir yazı olmuş, ellerine sağlık.
Herkes gibi küçük insanlar da saygıyı hakediyor...

Sen Gelince dedi ki...

:))) Tamam onların gözünden baktığımızda her şey çok farklı görünüyor kabul ediyorum:)

Çok güzeldi:)

Sen Gelince dedi ki...

:))) Tamam onların gözünden baktığımızda her şey çok farklı görünüyor kabul ediyorum:)

Çok güzeldi:)

Adsız dedi ki...

ELİNİZE YÜREĞİNİZE SAĞLIK.ÇOK GÜZEL BİR YAZI. BENDE DERSİMİ ALDIM VE SUÇLULUK DUYDUM BAZEN.