12 Nisan 2010 Pazartesi

sohbet

Hastaydı Ada. Bütün bir kışı, ufak tefek griplerle atlattıktan sonra tam da bahar gelmişken hastalanıverdi. İlk defa ateşi bu kadar yükseldi. Kendisi de korktu minik meleğin, bizi de korkuttu. Doktorumuz betadan şüphelendi. İlk defa boğaz kültürü yapıldı. Ada'ya boğazına kaçan mikropları tutup yakalayacağımızı söyledik. Hemşire teyzemiz, Oscar'a layık bir performans sergileyip mikropu yakalayıp atmış gibi yaptı. Atlattık hemen hemen. Neyse neşeli şeylerden söz edelim haftanın ilk günü.
Biz, anne-kız sohbet eder olduk. Hem de öyle böyle değil, uzun uzun sohbetler... Sohbetler sırasında Ada, ne cevherler yumurtluyor inanamazsınız. İşte bu da onlardan biri:
(Anne-kız, bir yandan oyun hamuruyla oynar bir yandan konuşurlar)
Ada: Pis oldu, pis oldu
Anne: Neymiş o?
Ada: Al. Bu, çok büyük. Mincik mincik yap
Anne: Mıncık mıncık
Ada: Mincik, mincik, mincik mincik
Anne: Ne yapacağız şimdi bundan?
Ada: Nasıl yapcaz?
Anne: Mö nerede Ada? Adacığım arabanı park mı ettin?
Ada: Mööö, gel. Mö mö mö mö mö
Anne: Şimdi ne yapacaksın?
Ada: Yimek
Anne: Ne yemeği yapacaksın?
Ada: Küpek de gelsin, küpek...
(Üst daireden bir tak tak sesi gelir)
Ada: Bilisi vuruyo.
Anne: Kim vuruyor?
Ada: Ben korkmadim ondan
Anne: Yok korkulmaz hayatım
Ada: O da sadece tak tak
Anne: Evet sadece tak tak birtanem. Yukarıdaki daireden geliyor. Kim yapıyor olabilir o tak takı?
Ada: (eliyle bir işareti yaparak) Bi tane amca
Anne: Sen hiç gördün mü o amcayı?
Ada: Onun adı neydi? Hıımmmm komşu
Anne: ... (yıkılır)
Ada: Sen de söyle
Anne: Evet komşu... (gene yıkılır)
Anne: Ada komşuya sessiz ol desene. Bak hala ses çıkarıyor. Komşuya sessiz ol diyelim
Ada: Sana vurma dedim.
Ada: Şu evi mana ver.
Anne: Hangi evi sana vereyim.
Ada: Şu mami
Anne: Şu mu?
Ada: Pilini takcam.
Anne: Pilini mi takacaksın?
Ada: Pilini

Not: Sesimin kusuruna bakmayın. Ben de fena halde nezleydim o gün.

6 Nisan 2010 Salı

kütüphanenin en küçük üyesi

Birkaç ay önce Ada ile birlikte Adnan Ötüken Kütüphane'sine üye olduk anne kız. Onun ayrı, benim ayrı üyelik kartlarımız var. Ada, kütüphanenin en küçük üyesi oldu. Kütüphanedeki ablalar da bunun şerefine onun kartına kocaman bir nazar boncuğu yapıştırdılar.
Şimdi her onbeş günde bir Kızılay'daki kütüphanenin yolunu tutuyoruz kitaplarımızı değiştirmek için. Ada, okuduğu kitapları ablalara iade ediyor. Sonra raflardan üç yeni kitap seçiyor büyük bir titizlikle.
Kütüphanenin çocuklar için olan bölümü, diğerlerinden ayrılmış. Çocuklara uygun yuvarlak masa ve sandalyeler konmuş. Kitap çeşidi açısından oldukça zengin. Hani listeye yazıp Ada için almaya niyetlendiğim kitapların çoğunun kütüphanede olduğunu gördüm. Ada, kendinden geçiyor kütüphaneye gittiğimizde. Ondan yaşça büyük abla ve ağabeyler de oluyor salonda ders çalışan. Raflardan bir kitap alıp sessizce yanlarına oturuyor. Sonra mır mır mır okumaya başlıyor kendince.

Bu hafta Sedef Örsel'in yazdığı ve Betül Sayın'ın resimlediği "Uç Uç Böceği Bon Bon"u seçti Ada. Aslında uzunca bir öykü. Ama çok güzel resimlenmiş. Bon Bon, sevimli bir uğur böceği. Sonra minik bir kardeşi oluyor. Kardeşi için en taze, en yeşil yaprakları seçiyor. Betül Sayın'ın bir başka kitabı olan "Köstebek Kuki"yi daha önce almıştım. 2007 yılında Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği'nin (ÇGYD) Yılın En İyi Resimli Öykü Kitabı Ödülünü almış. Eğlenmek için şaka yaparken arkadaşlarının kalbini kıran yaramaz Köstebek Kuki'nin öyküsü. O da uzunca olduğundan galiba 3-4 yaş için daha uygun.



Ada'nın seçtiği ikinci kitap, Jane Simmons'un "Haydi Daisy" adlı kitabı. Kitapta metinler hem İngilizce hem de Türkçe olarak iki dilde hazırlanmış. Çizimler, gerçekten çok güzel. Milet Yayınları'ndan 2000 yılında çıkmış. Ne yazık ki artık baskısı yok. Daisy, sevimli ve çok meraklı bir ördek yavrusu. Kitap, annesinin tüm uyarılarına karşın ondan uzaklaşan ve sazlığın ortasında bir başına kalıveren Daisy'in öyküsünü anlatıyor.



Aslında kütüphaneye alışkın Ada. Küçük bir bebekken bile annenin tez yazmasına hayli katkıda bulundu. Sık sık kütüphaneye gittik birlikte kitaplarımızı iade etmek ve yenilerini almak için. Kimseyi rahatsız etmemek için haftasonlarını tercih ettik önceleri. Ada büyüdükçe de kitapları bulmama, taşımama yardım eder oldu. Minik parmağını ağzına götürüp sus demeyi öğrendi, kütüphanedeki görevlilerle tanıştı. Ders çalışan genç abla ve ağabeylerle şakalaşmaya başladı. Geleneklerimiz arasına kütüphane kafetaryasında pasta yemeyi de ekledik bir süre önce.
Bu arada her ne kadar sevgili Çiğdem her hafta yeni kitaplar tanıtsa da ben de çok ilginç kitaplar keşfettim. Sizinle paylaşmamı ister misiniz?