24 Kasım 2010 Çarşamba

nice yıllara birtanem


Nice yıllara kiraz dudaklı kızım...
Artık üç yaşındasın. Günler nasıl geçip gidiyor, her gün nasıl hızla büyüyorsun.
Doğduğun günden bu yana her anıma anlam kattığın, bana ilham verdiğin, benim kızım olduğun ve beni annen olarak seçtiğin için sonsuz teşekkür ediyorum sana...
Hayatın hep bereketli, hep uğurlu olsun... Her günün masal tadında, aldığın her nefes çiçek kokulu, ağzındaki her lokma bal kaymak, dokunduğun herşey yumuşacık olsun...
Güzellik sarsın dört yanını... Çirkinlik, kötülük, hastalık hiç uğramasın yanına... Canın hiç acımasın...
Her şey, hep gönlünce olsun üzüm gözlüm...
Ben, hep yanında ve arkanda olacağım...

21 Kasım 2010 Pazar

biz yaptık


Bu Pazar sabahı, ailece oturduk masanın başına.
Ada'ya sana bir sürprizimiz var dedik.
Ellerini çırpıp "nedir nedir?" diye bağırdı bizimki.
Rengarenk elişi kağıtlarından kestiğimiz çeşitli boyutlarda kağıtları koyduk masaya.
Herkese bir beyaz kağıt, yapıştırıcı ve elişi kağıtlarından parçalar verdik.
Haydi bakalım şimdi evler yapalım dedik.

Bir heyecan evler, ağaçlar yaptı. Gökyüzüne de bir güneşle bulut kondurdu.
Ne yalan söyleyeyim bu kadar ilgi, bu kadar dikkat beklemiyordum.

Bunu ben yaptım diye babasına gösterirken çok mutlu oldu.

İşte Ada'nın resmi.
Bunu da benim için yine o yaptı. Kenardaki kırmızı karalama, kendisinin imzası...

Bu da babamızın şahaseri.
Sonra bu evlerde kimler yaşarmış diye öyküler uydurduk.
Ada, ağacın gövdesini ters yapıştırmış diye babasını eleştirdi. Ona göre, o çıkıntılar ağacın kökleriydi, babaya göre dallar...
Uzun sözün kısası çok ama çok eğlendik.

9 Kasım 2010 Salı

güle güle emziğim

Adacığım, büyük bir tutkuyla bağlı olduğu emziğini öyle pat diye bırakıverdi bir günde.
Pazar sabahı emziklerini ordan burdan toplarken bunlar yere düşmüş pis olmuş, keşke artık bıraksan dedik.
Küçükhanım da hiç beklemediğimiz bir çıkış yaptı. "Ben artık emmiycem. Küçük çocuklar emer, ben büyüdüm artık" dedi.
O gün sadece bir kez sordu. Biz de "sen pis olduğu için artık emmeyeceğim demiştin hatırladın mı?" dedik.
Sonra bir daha sormadı.
Uykuya dalarken biraz sorun yaşıyoruz ama o kadar da olur artık.


Ben, hiç zorlamadım Ada'yı emziğini bırakması için. Doktorumuzla konuştuğumuzda çene yapısında sorun olmadığı sürece emebilir, bırakması için ısrar etmeyin demişti.
Biliyordum ki Ada hazır olduğunda kendiliğinden bırakacaktı.
Onun için arada sırada yokluyordum hazır mı değil mi diye.
Meğer hazırmış. Öyle hesapsız kitapsız, tamamen hazırlıksız bir günde olup bitiverdi her şey.
Bir kez daha anladım ki çocuklarımız hazır olduğunda zaten her şey yoluna girecek.
Sözün kısası ne kendimizi ne de onları hırpalamanın alemi yok.  
Güvenmek ve sabırla beklemek, işin özü bu sanırım. Söylemesi kolay biliyorum.
O, bu süreci rahat atlattı ama ben, onun yerine pek bir hüzünlendim.
İnsanın, bu kadar sevdiği, gönülden bağlı olduğu bir şeyi bırakması zor bilirim.
Acaba haksızlık mı ediyoruz falan gibisinden saçma sapan düşünceler geçti aklımdan. Hazır şu sıralar pek mantıklı şeyler düşünememekteyim bazı sebeplerden.
Şimdi yeni bir heyecanın peşinde kendisi. Her sabah kalkıp doğumgünüm geldi mi diye soruyor. Yok diyoruz sonra sayıyoruz şu kadar gün kaldı diye. Parti yapacağız. Uğur böcekli pasta alacağız. Ne hayaller kuruyor o minik kafasında.
Ben de yeniden çocuk olmak istiyorum. Tek derdimin emziğimi bırakmak ve yaklaşan doğumgünüm için heyecanlanmak olduğu o güzel günlere dönmek istiyorum. Söz veriyorum yaramazlık yapmayacağım.

1 Kasım 2010 Pazartesi

kamuoyuna not

Benim güzel ülkemin nadide insanları,
Son zamanlarda özel hayatıma müdaheleniz kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır. 
Olduk olmadık yerlerde ve olur olmaz zamanlarda "eee ikinci ne zaman geliyor? Ada'ya ne zaman kardeş yapıyorsunuz?" gibi sorularına maruz kalmakta, hatta bu sorulara eşlik eden çeşitli mimikler ve göz kırpmalara katlanmak zorunda bırakılmaktayım.
Takdir edersiniz ki bu, sadece ve sadece zatımla eşim tarafından alınacak bir karardır.
Ayrıca yukarıda bahsi geçen mimik ve göz hareketleri, eyleminizin tamamen kasıtlı olduğuna ve hatta bana verdiğiniz rahatsızlıktan dehşetli bir biçimde haz aldığınıza işaret etmektedir. 
Soruları ısrarla tekrar tekrar sormanız, öne sürdüğünüz iddialarınızı son derece saçma ve mesnetsiz örneklerle desteklemeye çalışmanız, "aa ben yapmadım çok pişmanım" şeklinde kendi yaşamlarınızdan sözde pek yerinde ve değerli dersler vermeye yeltenmeniz sabrımı taşma noktasına getirmiştir.
Sırf saygısızlık etmemek adına tüm bu müdaheleleri kibarca geçiştirmeye çalışmam, tarafınızdan yanlış algılanmakta ve eylemlerinizin şiddeti giderek artmaktadır.

Bu gereksiz ısrarınızın nedenini anlamaktayım.
Söylediğiniz hiçbir şey, beni kararımdan caydırmayacaktır.
Bu nedenle boş yere yorulmamanızı rica etmek durumundayım.
Aksi takdirde kibarlığı ve saygıyı bir kenara bırakmak zorunda kalacağım.
Bu durum, ne sizin ne de benim açımdan hayırlı sonuçlar doğurmayacaktır.
Pek derin saygılarımla....