4 Mart 2011 Cuma

kızlar vs oğlanlar

Kız annesi olmak zor.
Neden mi? Çünkü erkek çocuklar, saflar... Saf derken yanlış anlaşılmasın çocuk gibi çocuklar işte. Bu kızlar gibi bilmiş değiller.
Eskiden, yani anne olup hanyayı konyayı anlamadan önce bu durumun tamamen ebeveynlerden kaynaklandığını, çocukların çevrelerindeki rol modellerden görüp öğrendiklerini düşünür, o ebeveynleri ne haddimeyse eleştirir, hatta ben anne olursam böyle yapmayacağım gibi pek bir boş beyanlardan bulunurdum. Artık kocaman kocaman konuşmamak gerektiğini tecrübe ile bilmekteyim. Anladım ki bu işler, öğrenmeyle ilgili değil. Genetik kodlarımızla gizli. 
Tabii ki istisnalar var ama bu kız cinsi,  biraz değişik. Hazır erkek çocuklarının da kepçe, kamyon hayranlığı  son derece ilgimi çekmekte. Demek ki onların da genetik kodlarında burunlarını cama yapıştırıp, hayran hayran yoldan geçen kamyonları, iş makinelerini seyretmek var. Daha kamyonla ilgilenmeyen bir oğlan çocuğu görmedim. 
Kızlara gelince...
Ta atalarımızdan gelen, alt beynimize kazınmış bir süslenme, boyanma merakı var. Ben, kendi adıma istisna grubuna dahil olduğum için bu merakı bir türlü anlayamamaktayım. Şahsen çocuklarda takıya, ojeye, her türlü boyaya, büyümüş de küçülmüş kıyafetlere karşıyım. Çocuklar, çocuk gibi giyinmeli bence. Gel gör ki benim kızım, boya kalemleriyle tırnaklarını boyayıp kulağında küpe olan çocukları hayran hayran seyrediyor. Canın acır dediğim halde olsun benim de kulaklarıma küpe takalım diyor.
Bu kızlarla alışverişe çıkmak, korkunç derece tehlikeli olabiliyor. Nerede en cırtlak renkler, en acayip kesimler var gidip buluyorlar. Sonra de senin bulduklarına burun kıvırıp ben bunu beğendim diye kendi seçtiklerinde diretiyorlar. Alsan bir dert, almasan başka.
Bazen "hayır, hayır bu yanımdaki alacalı bulacalı, rengarenk şahsiyetle benim hiçbir ilgim yok" demek geliyor içimden. O derece... Kıyafet konusunda tercihi kendisine bırakınca alışverişe balo elbisesiyle gitmemiz gerekebiliyor. Ya da kış vakti askılı elbise için evde kaos çıkabiliyor. Eminim erkek çocuklarda böyle bir sorun  yoktur. 
Kızlar, gözyaşlarının ve gülümsemenin gücünü bilerek doğuyorlar.
Bir şey istediklerinde ya çapkın çapkın gülümsüyor ya da öyle bir ağlıyorlar ki istediklerini alıyorlar.
Ada, bunlara ek bir de "keşke" sözcüğünü sömürüyor.
Ada: Anne, bu bebeği alalım mı?
Anne: Hayır
Ada: Keşke bu bebeği eve götürebilseydim, keşke onunla evde oynayabilseydim...
...
Ada: Anne, keşke benim de kabarık kabarık etekli pembe bir elbisem olsa. Keşke ben onu giyip dönsem.
...
Nasıl olduğunu bilemediğim bir biçimde dans etmek de var ruhlarında. Bir figürler, bir kıvırışlar inanılır gibi değil. 
Bir de ukalalık. Ne yaparsan yap büyümüş de küçülmüş gibi laf yetiştiriyor hepsi.
Ada: Anne, benim bebeğimin duyguları var. 
Anne: ...!! Nasıl duygular?
Ada: İşte çiçek gibi duygular. Seninkinin duygusu var mı? 

1 Mart 2011 Salı

bloguma dokunma


Bu nasıl iştir? Neden kurunun yanında yaş da yanar?
Blogspot uzantılı bloglara ulaşılamaması riskine karşı
"Elif Ada" aşağıdaki adreste yedeklendi.
http://elifada.wordpress.com/