25 Nisan 2011 Pazartesi

bir doğumgünü yazısı

Bugün benim doğumgünüm.
Çok büyüdüm çok...
Kendimle dalga geçecek, zorunluluklarımı kabul edebilecek,
Yeni şeyler istemek yerine elimdekiler için mutlu olmayı öğrenecek kadar çok hem de...
Şimdi geçen onca yıla bakınca,
Var tabi ki benim de değiştirmek istediğim birkaç şeyim
Mesela biraz daha çok vakit ayırabilseydim kendime ne güzel olurdu
Aynı bu hatun gibi hayatta düzgün durmaz saçlarım
Her daim ruju, rimeli yerinde, önceliği kendisi olan kadınlardan olamadım ne yazık ki.
Bundan sonra olur muyum?
Hiç umut yok içimde
Ben, galiba mutluyum bu dağınık halimden
Ah bir de istemeyi becerebilseydim....
Aman kimseyi rahatsız etmeyeyim, aman kendim halletmeye çalışıvereyim derken
Ne başkalarını mutlu edebildim ne de kendimi koruyabildim.
Hayır demeyi hala becerebilmiş değilim.
İnsanları umursamamayı daha yeni yeni öğrenmekteyim. Adımdan olsa gerek, gereksiz insanlara çok değer verdim şimdiye dek.
Affetmek, bir başka sorunlu konu. Tamam doğru affetmek lazım, ama ben hala edemiyorum bana yamuk yapanları. Daha da doğrusu sevdiklerime kazık atanları.
Çenemi tutmayı çok önce başarabilseydim kesin farklı olurdu çoğu şey.

Peki hiç mi ders almadım.
Aldım elbet. Misal ertelememek lazım. Hem de hiçbir şeyi. Zamanında yapmak lazım yapılacakları. Arayabilecekken aramalı insanları. Aman sonra dediğin an bil ki hiç olmayacak.
Sonra ilkeli olmalı insan. Bir şey söylemişse arkasında durmalı.
Kendine vakit ayırmalı.
Mutlu olmalı...
Zararlı şeylerden uzak durmalı...
Uzun sözün kısası
Bugün benim doğumgünüm.
Bu da benim pastam. Annem, babam, kardeşlerim, eşim ve çocuklarımla kutladım yeni yaşımı. Çok ama çok mutlu oldum. Böyle bir pastam oldu, doğumgünümü ailemle birlikte kutladım ya varsın dağınık olsun saçlarım. Boşver...

14 Nisan 2011 Perşembe

döndük biz

Bir aydan uzun zaman olmuş buralara uğramayalı.
Ne çok mail aldım iyi olup olmadığımıza, nerelerde olduğumuza dair. Herkese çok teşekkür ederim bizi bu kadar önemsediğiniz, merak edip endişelendiğiniz için.
Ara verince tekrar yazmak da zor oluyor sanki.
Neyse bir bal-kaymak oldu Ada. Hani yeme yanında yat dedikleri cinsten. Her zaman olduğu gibi bir gecede değişti her şey. Bir gece cadı olarak yatan kızım, ertesi sabah muhteşem bir çocuk olarak kalktı.  Kriz yaşayan tüm annelerin içini rahatlatmak için yazıyorum. Geçiyormuş... Hem de sahiden... Bir ara acep bugün ne arıza çıkaracak diye endişelenirken şimdi bu şirineden bir dakika ayrı kalmaya dayanamıyorum.
Şimdi her şeyi kendisi yapıyor. Kendisi giyiniyor, kendisi yıkanıyor... Mutfakta bana yardım ediyor.
Ve dilim dilim ekmek yiyor üzerlerine çilek ve gül reçeli sürüp.
İnanılmaz bir reçel tutkusu başladı.
Kendinden geçiyor ekmeklerin üzerine reçel sürerken. Sevmem ben reçeli. Ama benim bile canım istiyor o iştahla reçel yerken.
Canı sıkılıyor kek yapıyoruz, canı sıkılıyor resim yapıyoruz, hiç durmadan boğuşuyoruz.
Efe'nin bakımını da o üstlendi. Su kabını yıkıyor, suyunu değiştiriyor. Dişlerinin fırçalanmasına yardım ediyor.
Akşamları Efe, haydi gel ayak ucuma kıvrıl sana kitap okuyayım diyor. Bizim tüy yumağı da onun bacaklarına kafasını yaslayıp masal dinliyor.
Bu arada Fethiyeli olduk biz.
Sonunda bir düşümüzü daha gerçekleştirdik ve limon, portakal ağaçları arasında yemyeşil bir sitenin içinde bir yazlık aldık. Artık Efemizi arkada bırakmak zorunda kalmayacağız tatile giderken. En çok onun ne yapacağını merak ediyorum orada. Çok sever benim oğlum çimenlere yatmayı, rüzgarı koklamayı, gelene geçene bakmayı...
Adacık da sürekli hayal kuruyor deniz kenarındaki o evle ilgili. Söz verdik bisiklet ve akülü araba alacağız orada kullanması için. Araba kırmızı, bisiklet de mavi olacak. Bu gidişle anneanneyle dedenin peşine takılıp bütün yazı orada geçirecek.