29 Ağustos 2011 Pazartesi

ada, bisiklete biniyor

Bugün önemli bir gün.
Neden mi? Çünkü Ada, bugün bisiklet sürmeyi öğrendi.
Sırf bisiklet almak için Fethiye'ye gittik.
Uzuuuun dolaşmalar sonucu Ada Hanım, istediği bisikleti buldu.
Tekerleklerinde, selesinde prenses resimleri olan, önünde sepeti, arkasında minik bagajı pembe mi, pembe bir bisiklet.
Bir tören arabaya yüklendi bisikletimiz.
Acele yazlık eve gidildi ki bisiklet kullanmayı öğrenebilsin.
Babayla çıktılar dışarı.
On dakika sonra yanlarına gittiğimizde çoktan öğrenmişti her şeyi.
Park etmeyi,
Hatta zilini çalmayı bile...
Dedesi de nasıl döneceğini anlattı tekniğiyle
Tıpkı bana araba kullanmayı öğretirken anlattığı gibi...
Ben, bisiklete binmeyi bilmem. Onun için Ada'nın öğrenmesini çok istemiştim.
Bugün, tarihe not düşülesi bir gün.
Kızım, bisiklet sürmeyi öğrendi.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

dinolar

Biz, dinozorları çok severiz.
Erkeklerin dinozor aşkını biliyorum. Kızlarda ise pek revaçta değil insan-öncesi dönemin koca efendileri.
Biz, dinoları seven kızlardan olduğumuz için kalktık kendileriyle tanışmaya gittik.

Tabiat Tarihi Müzesi'ni ilk ziyaret ettiğimde ya ilkokulda ya da ortaokuldaydım.
O zamanlar Eskişehir Yolu üzerinde eski bir binadaydı müze. Karmakarışıktı herşey. Aklımda kalan tek şey kocaman bir T-Rex iskeletiydi. Bir de müzenin satış bölümünden aldığımız kırmızı bir taş.
Şimdi müze, MTA içinde süper bir binaya taşınmış. İç tasarımı harika. Girişte kocaman bir yerküre karşılıyor sizi. Ve Güneş Sistemi... 
Biz en çok bu koca yerküreyi sevdik. Hemen nerede yaşıyoruz, yazlık evimiz nerede, Afrika, Çin, Amerika neresi kontrol ettik.
Bir de kocaman tartı var. Dünyada ve diğer gezegenlerde kaç kilo çektiğinizi gösteriyor. Dünyada 16 kg olan Ada Hanım, Jüpiter'de 38 kg, Plüton'da ise sadece 1 kg çekiyormuş.
İkinci katta yani dinoların, mamutun ve devasa bir balinanın olduğu katta bir de mağara var. Küçük bir şey. İçinde metal bir köprü var. Biz Ada ile köprünün üzerine yatıp mağara tavanındaki sarkıtlara baktık.
Yine ikinci katta bizim memlekete özgü hayvanlar sergileniyor. Yani içleri doldurulmuş maketleri. Anadolu parsı, tilkiler, yılanlar, kuşlar. Kelaynakla baya eğlendiğimizi söyleyebilirim.  
Müze, Pazartesi hariç her gün sabah 9'dan öğleden sonra 4'e kadar açık.
Ada, dinoların küçük maketlerinden almak istemişti ama satış kısmı şimdilik kapalıymış.
Giriş ücretsiz.

Şurada müze ile ilgili bilgiler var. 

17 Ağustos 2011 Çarşamba

lütfen


Başkasının acısı, gözyaşı, ne sizin ne de çocuğunuzun eğlencesi olmasın ne olur.
Şurayı okuyun ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Ben, Ada'yı ne yunusların hapsedildiği küçücük havuzlara ne de sirklere götürmeyeceğim. Benim çocuğum, işkenceyle eğitilmiş hayvanların yapmak zorunda kaldığı şeylere gülmeyecek. Yoksa üzülürüm, hem de çok üzülürüm...

4 Ağustos 2011 Perşembe

okullu olduk

Geçen hafta okullu oldu benim gülünç prensesim.
Biliyor musunuz aslında bu yıl 2007 doğumlular anasınıfına başlıyormuş. Ama daha dördünü bitirmeden, hiç tanımadığım bir şoföre teslim edip, evden kilometrelerce uzakta bir okula, yüzlerce çocuğun arasına göndermek hiç aklıma yatmadı benim. Bu konu hala kafamı kurcalıyor aslında. Üç mü beş mi hala karar verebilmiş değilim.
Neyse tonlarca anaokulunu araştırdıktan sonra bu yaştaki çocuklar için en iyisi eve en yakınıdır kararına vardık. Küçük bir yer Ada'nın okulu. Yaz tatili nedeniyle çok az çocuk var. Şu an neredeyse çocuk başına bir öğretmen düşüyor. Bu da alışma sürecimizi çok olumlu etkiledi.
Zaten Ada hazırmış. Asıl alışması gerekenler bizlermişiz daha çok da ben.
Şimdilik yarım gün gidiyoruz. Ada, arkadaşlarıyla birlikte uyumak isteyene kadar böyle sürdüreceğiz. 
Benim tek isteğim, arkadaşlarıyla birlikte oynayabileceği güvenli, samimi ve sıcak bir yer bulmaktı.
Okulumuz, yürüyerek beş dakika mesafede. Bu da sabahları karmaşa, koşturmaca yaşamamak demek. 
Ben hep oyun odalarına baktım okullarda. Çoğununki tamamen göstermelikti. Çocuklar, yaş gruplarına göre minik sınıflarda kalıyordu. Burada yaş grupları yok, sınıflar da. Kocaman bir oyun odası var ve çocuklar, sahiden oynuyorlar orada.
Ada'nın Aynur öğretmeni o kadar tatlı ki benim bile kendisine öğretmenim diyesim var. Bir de ünlü Emine teyze. Çocukların yemeğinden o sorumlu. Ve Ada, şu bir buçuk haftada evde yemediği tonla şeyi yedi okulda iştahla. 
Şimdi her sabah bir sevinç fırlıyor yataktan. Gidip bir elbise seçiyor kendine. Bunu öğretmenim çok beğenecek diye. Sonra elele tutuşup şarkılar söyleyerek, kıkırdaşıp gülüşerek okula gidiyoruz. Aynur öğretmen, kocaman bir gülümsemeyle karşılıyor bizi kapıda. Adacığım ne kadar güzel olmuşsun diyor ve Ada hanım arkasına bakmadan gidiyor öğretmeniyle.
Umarım sonraki okul maceralarımız da bu kadar kolay ve iyi olur.