28 Eylül 2011 Çarşamba

çocuk olmak, yaşlanmak, okul, falan filan

Zor iş çocuk olmak...
Görüyorlar, duyuyorlar, hissediyorlar ama bilmiyorlar.
Sürekli bir belirsizlik.
Belirsizlik, insanı en çok yoran şeydir oysa.
Nasıl dayanıyorlar kim bilir?
Ada, şu sıralar beni şaşırtmakla meşgul.
Nereden esti bilinmez şimdi de yaşlılığa takıldı.
Genellikle soru sormaz benim kızım.
Gözlemler, içselleştirir, bir sonuca varır ve bu sonuçtan haberdar eder beni.
Biliyorum ben, böyle işliyor zihni.
Ada: Annnneee, ben büyümüycem.
Anne: Neden aşkım, büyüyüp abla olmak istiyordun hani İrem gibi?
Ada: Yok, vazgeçtim.
Anne: Neden peki?
Ada: Çünkü ben büyürsem sen yaşlanırsın. Ben böyle kalayım, sen de böyle kal...
Bu arada pek mutluyuz okulda. 
Bir Atakanımız bir de Eralpimiz var mesela. 
Kreşteki tek oğlanlar...
Ada Hanım'ın dediğine göre Atakan hep ağlıyormuş, Eralp ise kitapları "yamultuyormuş".
Okuldaki kızlarla ilgili hiçbir şey anlatmıyor nedense.
Bu arada çılgınca bir hızla İngilizce-Türkçe şarkı öğrenmekte ve resim yapmaktayız. İkisi de şimdiye kadar pek ilgilenmediğimiz şeyler.
Yarın Efe'yi götüreceğiz arkadaşlarının yanına. Efe'ye tembihledik sakın havlama okulda diye ama bakalım neler olacak. Ada Hanım tutacakmış tasmasından. Arkadaşlarına da korkmayın o benim diyecekmiş. Neler olacak kim bilir?

9 Eylül 2011 Cuma

başka türlü bir şey...

Kimi zaman yavaş yavaş incitmeden, kimi zamansa aniden ezerek geliyor değişim.
Nasıl olursa olsun insanın alıştıklarından vazgeçmesi zor.
Hele de artık o alışkanlıklar, sizin bir parçanız olmuş, sizi siz yapan şeyler haline gelmişse...
Zor geliyor, bünye kaldırmıyor...
İnsan çaresizce her şey hep aynı kalsın istiyor. Ama olmuyor işte olmuyor...
Şu son bir ayda öyle çok şey değişti ki hayatımızda.
Öyle birden bire, zorla...
Önce işyerinde her gün bir kaç arkadaşımızı uğurladık.
Oturup birlikte kahve içerken bir gün, ertesi gün facebook'ta güncellemelere indirgendi paylaşımlarımız.
Hayat öyle hızlı ki, gideni koparıveriyor elinizden.
Ne kadar söz verirseniz verin, kaçınılmaz olan er geç geliveriyor,
Arkadaşlıklar mazi oluveriyor.
Sonra alışkanlıklarımızı da değiştirmek zorunda kaldık.
Çalışma saatlerimiz değişti, onlarla birlikte yaşam alışkanlıklarımız.
Hep çok özenmiştim normal iş saatlerinde çalışanlara... Şimdi benimkiler de öyle. Ama nedense hiç hoşuma gitmedi işte. Meğer ben, çok severmişim o acayip çalışma saatlerimi.
Bazen bazı şeyler, sadece istemeler düzeyinde kalmalı, insan alıştığı gibi devam etmeli. O uzaktan istenenler, yakından hiç de çekici olmuyor.
Tabii birimizi etkileyen,diğerlerine de sirayet ediyor.
Bizim alışkanlıklarımız değişince onunkiler de değişiverdi aniden.
Tatil dönüşü tam gün okullu oluverdi bir günde.
Bisikletini bıraktığı yetmezmiş gibi uzaktaki evinde, şimdi bir de bunlar çıktı karşısına.
"Okulumu seviyorum anne, ama ben seni özlüyorum" diye protesto etti mesela dün sabah.
"Ben de seni özlüyorum, hem de çok özlüyorum" dedim sadece.
Sonra sessizce avucumun içindeki minik elini sıktım.
Ve yine dün ayrılırken okulun kapısında ilk kez "Seni öpmüycem, öpersem ağlarım" dedi.
Dönüp arkasını gitti o minicik kafası önde.
Eskiden, yani gençken
Direnebileceğimize inanırdık ya hani,
Karşı gelebileceğimize bize üstelenenlere.
Artık biliyorum ne kadar imkansız olduğunu.
Elimizden kayıp gidiyorlar
Arkadaşlarımız, sevdiklerimiz, uzun uğraşlar sonucu kurduğumuz düzenler, alışkanlıklarımız...
Direnmek istiyorum olmuyor,
Gitmesinler, değişmesinler demek istiyorum olmuyor
Yeni duruma alışmaya çalışıyorum o da olmuyor...
Velhasılıkelam doluya koysam almıyor, boşa koysam dolmuyor.

Değişiyor her şey...
Biz de değişiyoruz onlara paralel.
İtirazım değişime değil elbet...
Zorla, bize rağmen değiştirmelere...
Şimdi tek isteğim, şu yukardaki şekilden şekle giren surat gibi her şeye rağmen gülebilmek hayata...
Dalga geçebilmek onunla.
Belki de direnmenin, karşı gelmenin yolu budur kim bilir?
Ve bir de şarkı söyleyebilmek:
"Başka türlü bir şey benim istediğim
Ne ağaca benzer ne de buluta
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz,
Havası ayrı hava
Nerde gördüklerim
Nerde o beklediğim
Rengi başka
Tadı başka..."

5 Eylül 2011 Pazartesi

bol fotoğraflı bir tatil yazısı

Yaz bitmeden, sonbahar gelmeden bir kez daha yollara düştük.
Bütün bir yazı çalışarak geçiren babamızı tatile götürdük.
Tabii ki biz tatil yapmadık yine.
Tatil yapan oğlumuzla kızımıza baktık.
Ada Hanım, yazlığına kavuşunca ve o çok istediği bisikletini alınca tüm tatili dört tekerleğin üzerinde geçirdi.
Her yere bisikletiyle gitti.
Biz de hiç durmadan bisikleti, arabaya yükleyip indirdik.
Baştan pazarlık yapmamıza rağmen bisikletimi de Ankara'ya götüreceğim diye gözyaşları döktü.
Hatta geceleri uykulardan uyanıp "anne bir fikrim var. Bavulumu benim önüme koyarız bisikletimi de arkaya. Hep birlikte Ankara'ya gideriz. Ne dersin bu fikrime?" diye pazarlık yaptı.
En sonunda bisikletini deden kargoyla Ankara'ya gönderecek diye kandırmak zorunda kaldık.
Şimdi aynı bisikletten bir tana daha alıp Ankara yollarına çıkacağız.
Sürüş denemelerinden arta kalan zamanlarda havuz, balkon, bahçe sefası  yaptı kızımız.
Dedesine kendisini kameraya çektirip defalarca nasıl bisiklet sürdüğünü seyretti.
Dedeyle tavla oynayıp kuruyemiş tüketti.
Tavlanın pullarını zarlarını dört bir yana saçtı.
Biz topladık o dağıttı, biz topladık o dağıttı.
Dondurma, bu yaz pek revaçta değildi.
Bu yazın gözdesi karpuzdu.
Pazarcı amcaların kesip kesip verdiği karpuzları hüpürdetti.
"Anne, pazarcı amcalar gibi kabuklu yiycem" diye emirler verdi.
Çenesinden, kollarından boynuna akan karpuz sularıyla eğlendi.
Bu arada yorgunum ben, O yüzden bir sürü fotoğrafı ekledim. Altlarına birer cümle yazıyorum. Çok biçimsiz oldu bu ama ne yapayım....
Yükseklere atlamayı,
 Sonra da cup diye dalmayı keşfetti.
Ve ilk kez dostlar edindi.
Hemen yan taraftaki Zeren ablamız, tatilimize renk kattı. Kızlar, yere attıkları örtünün üzerinde oyunlar oynadılar, resimler yaptılar. Ada, Zeren ablasının yapıp hediye ettiği kolyeyi boynundan hiç çıkarmadı. 
Hani yazlık arkadaşları vardır ya.
İşte hemen ilk yazdan Ada, belki de uzun yıllar sürecek arkadaşlıkların temelini attı.
Temmuz'da tanıştığımız Arca, bir gün öyle durup dururken çat kapı evimize geldi.
"Ben geldim Ada" nidalarıyla içeri girdi.Kendisini zor çıkardık.
Teklifsizliği, samimiliğiyle hepimizi güldürdü.
Arkadaşı olunca havuzun da keyfi başka oldu tabii.
Burada da bir çete kurdu kendine Ada Hanım.
Dört kız, havuzda oynadılar da oynadılar.
Talya'dan da dans etmeyi öğrendi.
Efemize gelince...
Çayır çimen bulunca bütün gün sere serpe yatıp güneşlendi.
Ancak karnı acıkınca ya da susayınca eve girdi.
Sinekliği tırmalayıp ben geldim demeyi öğrendi.
Güneşlenirken kendisini rahatsız etmemize böyle burnundan tıslayarak tepki verdi.
Tabii o da yeni arkadaşlar edindi...
Sitedeki tüm erkek köpeklere havlayıp hırladı.
Büyük küçük demeden tüm kızlara da kuyruk salladı.
Çok çapkındı çok. Çerez, Daisy ve Miya, bu yazın gelin adaylarıydı.